Geçen Hafta Bugün: Kapbula’da
Şubat 7, 2010
İstanbul’daydık; Beyoğlu Yeşil Ev’e doğru, Marmariç grubunun yakında vermeye başlayacağı Permakültür eğitimlerinin ilk denemesini dinlemek üzere yola çıkmıştık. Ve bütün bir haftasonunu permakültür kursları, bizim kitaplar, benzer alanlarda olup bitenlerle ilgili haberler, ekolojik pazar gezmeler, eş dost görmelerle geçirdik. Bu yoğun program içinde çok hoşumuza giden şeylerden biri de Kapbula mağazalarını gezip, Tuba Hanım ile uzunca sohbet etme imkanı bulmak oldu.
Kapbula, İstanbul’da bebek ve çocuklar için hammaddesi organik kumaş olan çeşit çeşit ürünün satıldığı, 3 şubesi olan bir mağaza. Pamuğundan boyasına sertifikalı organik ürünlerin kullanıldığı tulumlar, çoraplar, nevresim takımları, oyuncakların ve aksesuarların yanında bizim el yapımı Sinek Sekiz Defterlerimiz de satılıyor.
Kapbula Mağazaları’nda olmaktan mutluyuz zira sizinle de paylaşmak istediğimiz şu ilkelere sahipler: Üretimin her aşamasında emeği geçen herkese hakkını vererek sosyal güvencelerini gözetmek, gereksiz kağıt tüketmemek ve gerektiğinde de geri dönüşümlü olanları tercih etmek, faaliyet alanı başta doğa, çocuk ve kadın olan vakıflar ile ortak projeler üretmek.
Üstteki fotoğrafta gördüğünüz neşeli ve güzel elbise askısı, işte bu ilkeler gözetilerek; organik pamuklu kumaşlar kullanılarak, kadınların yürüttüğü bir kooperatif tarafından hazırlanmış ve Kapbula mağazalarında satışa çıkmış el emeği ürünlerden; şimdi bizim odalardan birinde duvarda asılı; bakmayı seviyoruz. Ticaret de işte hayattaki her marifet gibi, iyi bir şekilde kullanılırsa birçok kişiye fayda ve güzellik verebiliyor…
İlk Cemreye 2 Hafta Kala
Şubat 6, 2010
Bugün uyandığımızda, çoktandır baharı bekleyenler olarak, “tamam” dedik “başlıyor işte renkler, cümbüşler”. Güneş öyle parlaktı ki, pencerenin oda tarafında durup masa başında çalışanların gözleri kamaştı.
Dışarıda güneşin ısıttığını hissedince iyice hareketlendik, kaç zamandır odalarda, pencere önlerinde mahsun mahsun bekleyen saksı kızlarını terasa çıkardık. Geçen bahardan beridir değişmeyen toprakları için en güzelinden keçi gübresi aldık bir çuval.
Sonra meyve-sebze bakıp almaya pazara indik; bir sap taze sarımsak, bir salkım anamur muzu, bir kucak lahana koyduk torbaya; tezgahçı teyzelerden amcalardan ısrarla poşet almadan.
Yalıya indik, evvelden beri sahilde şöyle bir koy boyunca yürümemiştik. Lodosçuluk yapa yapa, yani lodosla sahile vuran, dalgaların yumuşatıp şekil verdiği dal parçalarını toplaya toplaya ilerledik.

Sonra döndük. Masa başında kağıtlar, ipler bıraktığımız gibi.. Gökyüzü bulutlandı bir de, güneş gidince. E tabi, bilemedik daha ilk cemre bile düşmedi, 20 Şubat‘a iki hafta var; acelecilik etmişiz.
İki Yeni Defter
Şubat 4, 2010
Sanal dükkanımız sineksekiz.pasaj.com‘a iki yeni model ekledik. Üstteki, çizgi roman sayfalarını kapak olarak kullandığımız seriden; daha önce orta boy, sırttan dikişli olanını yapmıştık, hatta ilk yaptığımız defter serisinin içideydi bu model. Şimdi de bu güzel çizimlerden 3′lü cep boy defterler yaptık. Kalın defterleri kolay dolduramayanlar için kullanışlı olacağını düşündük.
Diğer fotoğrafta ise gerçekten çok özel bir defter seti görüyorsunuz; orijinal bir ebru kağıdının kesilip dış kapaklarda kaplama olarak kullanıldığı, iç kısımları keten kumaşla kaplı, farklı dikiş teknikleriyle dikilmiş 3 boy defter. Nasıl derler…biricik!
Daha detaylı bakmak isterseniz, ilk modeli buradan, diğerini ise şuradan inceleyebilirsiniz :)

Bir önceki yazıyı yazdıktan sonra bilgisayarı kapatıp soba başına geçmek üzereydik ki, Slow Food Gençlik Gıda Hareketi‘nden sevgili Ceylan’ın mesajını gördük. Bir Slow Food konviniyumu olan Fikir Sahibi Damaklar’ın kurucusu, ahçı ve besin aktivisti olan Defne Koryürek TED’de şahane bir konuşma yapmış. Linkine tıklayıp dikkatle izledik. Lütfen siz de 15 dakikanızı ayırın ve dinleyin.
Ve sonra yukarıdaki şu fotoğrafa bir daha bakın.. bir önceki yazıya eklediğimiz veletlerin bebeklik halleri. Anneleri bu emzirmeden birkaç gün sonra zehirlenerek ölmüştü. Besini zehire dönüştüren bir insanın elinden olmuştu ölümü. Beslemek oysa ne mucizevi, hayatı var eden en temel eylemlerden biridir ve biz modern insanoğulları ve kızları, ne yediğimizin farkında olmadan benzer bir biçimde zehirliyoruz kendimizi.
Yediğinizin nereden geldiğini sorgulayın, raflardan aldığınız o pakedi değil en baştaki halini düşünün ve size gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini, kimlere ne çıkarlar sağladığını, kendi canından ne çok şey kaybettiğini. Aslında büyük bir yapboz ama bir parçasını bulduktan sonra sonunu getireceksiniz…
Dönmek
Şubat 3, 2010
İnsan ne kadar yorgun olduğunu durmaya zaman bulduğunda anlıyor. İstanbul’daki 3, Ankara’daki 2 günden sonra durabildiğimiz yere döndük. Etraf durgun, sakin, hava serin, kediler koltukta, yerdeki ve dallardaki yaprakları hışırdatan lodosun dışında sessizlik hakim.. Geçen 5 günde olup biteni yazmak için biraz dinlenmeye ihtiyaç var, zihnimiz durulsun bakalım.. Yarın herşeyi bir bir anlatacağız.
Kıpti’nin Gözü Yolda Kalmış
Şubat 2, 2010
Masanın Üzerindekiler
Şubat 1, 2010
İstanbul’da, kırlangıç hızında geçen üç gece 2 gün… Köşelere çarpmamaya dikkat ederek, pırrr oraya, pırrr buraya, dolana dolana.. Masanın üzerinde, kıymetli mücevherler gibi taşıdığımız yeni defterler duruyor, gün boyunca konuşulan binlerce söz havaya çoktan karışmış. Yarınki telvemizde yine yol var..
Yerel Yetişmiş Organik Gıdaları Almak için 10 Sebep
Ocak 27, 2010
Bu fotoğraftakileri aman hormonlu limon zannetmeyin, çok bozulurlar. Kendileri buraların en nadidelerinden, yerel meyvelerin hası desek abartmış olmayız. Bergamut az bulunur, zor yetişir ama yetiştiği toprağın bütün rayihasını kabuklarına koku olarak taşıyan şahane bir turunçgildir. Kabukları ilaç ve parfümlerde, kabuk altındaki süngerimsi beyaz kısmı da yemeye doyulmaz reçellerde kullanılır. Öyle her yerde de bulunmaz ama kıymetini bilenlere kendini gösterir, dalından koparılırken ses etmez.
Biz yakınlarımızda yetiştiği için çok şanslı sayıyoruz kendimizi ve sizin de kendi bölgenizde, ikliminizde yetişen yerel, sağlıklı doğal lezzetler olduğunu biliyoruz. Ve bu vesileyle küresel tarım politikalarıyla yok edilmeye çalışılan yerel besinlerden bahsetmek istiyoruz. Bu konuyla ilgili Slow Food Gençlik Gıda Hareketi‘nden, arkadaşımız Pelin Dumanlı‘nın size söyleyecekleri var:
‘’Bizim zamanımızda böyle süpermarketler mi vardı? Bakkallımız, köşe manavımız, fırınımızdan alırdık herşeyi. Kendi çiftçimizin ürettiği yeterdi herkese, şimdi karpuz bile dışarıdan geliyor.’’ …diye söyler annem hep. Annemin zamanı; yani, yavaş hareketin hayatın içinde farkedilmeden yaşandığı zamanlar. Olması gerektiği gibi… İyi, temiz, adil.
Şimdi gençlik olarak hayal ettiğimiz gelecek, geçmişte.. Annelerimizin zamanında… Biyoçeşitliliğimizi korumak, sürdürülebilir yaşamı desteklemek, ve gerçek gıdaya erişimi sağlamak için yapabileceğimiz şeylerden birisi de; yerel yetişmiş organik gıda ürünleri almak. Dünyada, birçok ülkede, bahçeler kuruluyor, gençler çiftçilerle birlikte çalışıyor. Çiftçilerin pazarları kuruluyor, tohumlar takas ediliyor. Hepsi gerçek gıda için! Ne yediğimizden emin olmak, sağlıklı beslenmek, mevsiminde yemek en büyük isteğimiz. Sürdürülebilir yerel gıda sistemlerimizi korumak, birey olarak hepimizin görevi.
Gençlik gıda hareketi üyesi bireyler olarak biliyoruz ki; yerel gıdalarımıza sahip çıkarsak, çiftçimizi koruruz , yerel ekonomimizin büyümesine destek veririz. Aldığımız ürün markete ulaşana kadar harcanan enerji ve karbon salınımı miktarını düşürürüz. Biyoçeşitliliğimizi koruruz. Ülkemizin zengin biyoçeşitliliğine vurulan en büyük darbe, çiftçimize en kolay ve ucuz seçenek olarak sunulan – endüstriyel – tohumlar. (GDO genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısırlaştırılmış ancak farklı avantajlara sahip olduğu iddia edilen türler).
Doğal yaşamın, biyoçeşitliliğin ve sürdürülebilir tarımın korunabilmesi için, yerel tohumumuza da sahip çıkmamız gerektiğini unutmamalıyız.
Yiyecek almak için pazara/markete gittiğimizde unutmayalım ki, kimse bizi birşey almaya zorlamıyor, seçimlerimizi biz yapıyoruz.
Önemli olan seçimlerimizi doğru yapabilmek. Eğer aradığımız ürünün yerel yetişenini bulamazsak, en azından çok uluslu bir şirketinki yerine daha küçük bir şirketin ürettiğini alalım. Bütün bu küçük seçimler, aslında çok büyük bir yankılama olarak, bize ülkemize, ekonomize, toprağımıza geri dönecek. Yeryüzünde bastığımız adımları daha hafif bir ayak izine dönüştürmek için, ilkelerimizi önce kendi hayatımızda uygulamaya başlayarak, başkalarının da yerel gıda almasına teşvik edelim.
Yerel yetişmiş organik gıda ürünleri almak için 10 sebep:
- daha tazedir!
- daha lezzetlidir!
- soframıza gelirken diğer ürünlerden çok daha az yol katederler ve ulaşımdan kaynaklanan kirliliğe neden olmazlar!
- bizleri mevsiminde yemeğe teşvik ederler!
- biyoçeşitliliğimiz korunur!
- çiftçimizi desteklemiş oluruz!
- ekonomimiz güçlenir!
- sürdürülebilir yaşama katkıda bulunuruz!
- çocuklarımıza yerel tohum mirasımızı bırakırız!
- başkalarını da teşvik etmiş oluruz!


















