Mösyö’nün Hikayesi

Haziran 6, 2009

190

Evi bildiği ve uslu uslu otururken kimbilir ne biçim insanlıklara şahit olduğu otelin önünde, görüp de söyleyemediği her şeyi attığı içini İstanbul’un tekmelediği Ebru’ya…

Bu blog sayfalarında yakışıklı bir fotoğrafını görebileceğiniz, artık ufak çaplı da bir şöhret sahibi olan Mösyö, akşam yemeğini yemiş ve mutad yemek üstü gezisini yapmış, sağ ayağımın dibinde müziğini dinleyerek yatıyor. Biz uyuyana kadar huzur ve keyif içinde bize yarenlik edecek, biz odamıza geçtikten sonra da gece yine onun olacak; sabah uyandığımızda da koltuğundan fırlayıp yanımıza gelecek, tekmilini verip vukuatın olmadığını, asayişin berkemal olduğunu bize bildirecek. Geçmişiyle ilgili hiçbir fikrimizin olmadığı, bugüne kadar nasıl bir hayat yaşadığını tahmin bile edemediğimiz bu delikanlının iltica hikayesini anlatacağım şimdi size.

Canımız kadar sevdiğimiz köpeğimiz Düdük’ün zehirlenmesinden birkaç gün sonra, verandamızda oturup ateşe bakarken bir anda bir köpek belirdi karanlığın içinde. “Sen de kimsin?” diyerek yanına gitmek istediğimiz an, şüpheli kısa bir bakıştan sonra kaçarak uzaklaştı. Düdük yüzünden verandamızda misafir köpek görmeye çok alışık olduğumuz için hiç yadırgamadık ve kim olduğunu da çok merak etmedik. Muhtemelen Düdük’ün her akşam hava karardıktan sonra buluşup köpeklik yaptığı çete üyelerinden birisiydi ve Düdük’e bakmaya gelmişti. Bulamadan döndü dedik.

Ertesi akşam aynı zat, aynı saatte yine geldi. Bahçedeki mandalina ağacının orada durmuş bize bakıyordu. Yanına yaklaşmak üzere yaptığımız her usulcacık harekette geri bir adım atarak, bize güvenmediği her halinden belli olarak, ama yine de gizleyemediği bir merakla. Bu sefer biz de merak ettik, “kim ola ki bu ısrarcı misafir” diyerek. Biraz yaklaşıp, tanışma isteğimizi ve tüm iyi niyetimizi sunduğumuz, ışığın da biraz yardımcı olduğu bir anda tanıdık onu. Evet, Düdük’ün yakışıklı arkadaşı siyah-beyaz av köpeğiydi.

Uzunca bir uğraştan sonra yanımıza gelmeyi kabul ettirdik. Kafasını okşadığım ilk andaki şaşkınlığını hiç unutmayacağım. İnsanın sevebilen bir canlı olduğuna inanamayan gözlerle bana baktı. Birkaç saniye sonra sevilmenin neşesiyle yerlerde yuvarlanıyordu. O akşam biraz bizle oturdu. Sonra bir anda geldiği gibi gitti.

Takip eden günler içinde bu siyah beyaz arkadaş, her akşam bizi ziyarete geldi. Tam bir hayalet köpekti; karanlığın içinde bir anda yoktan var oluyor, biraz bizle oturup kendini sevdiriyor, sonra aniden geldiği sonsuza geri dönüveriyordu. Fakat, bizimle her gün bir önceki günden bir miktar daha uzun kalmasından, bizi sevdiğini ve bize güvendiğini anlıyorduk. İlk gün on dakika, ertesi gün yarım saat, bir sonraki gün bir saat derken, ilk ziyaretinden yaklaşık bir hafta sonra benim yumuşak yastıklı koltuğuma kuruldu, orayı çok çok çok sevdi, ve o gece bizde yatıya kaldı. Bizle yakınlaşması çok ufak adımlarla ama emin bir şekilde ilerledi, bir süre sonra gündüzleri de uğramaya başladı, muntazam bir şekilde kuvvetli öğünler yedi ve evet, iki hafta geçmeden ilk kez bir tam 24 saati bizimle geçirmiş oldu.

Günler geçip de bu muhterem üç gün aralıksız bizim yanımızda durunca artık bu köpeğin gerçekte kim(in) olduğunu öğrenme vaktinin geldiğine ayıldık. Boynundaki tasmasından, karnındaki ameliyat izinden, gelden durdan halden anlamasından onu bekleyen, merak eden ve arayan birileri olduğunu tahmin ediyorduk çünkü. Bunun üzerine Düdük’ün tasmasını boynuna geçirdik ve aldık veteriner hekim dostumuz Levent’e götürdük.

Levent köpeği tanımadı. Evirdi, çevirdi, dişlerine, gözlerine baktı; cinsine, tipine, hareketlerine hayran kaldı; sağlığının çok yerinde olduğuna kanaat getirdi; ama bu köpeği hiç görmediğini, buralarda da bir köpek kaybolsa bütün veteriner hekimlerin haberinin olacağını söyleyerek, bunun kayıp bir köpek olmadığına inandı. Biz de inandık ve o an evimizin yeni üyesini kabul etmiş olduk. Turgutreis’teki birkaç işimizi halletmek üzere hep beraber yürürken de bu asil köpeğin adının olsa olsa Mösyö olabileceğini düşünerek arkadaşın ismini de bulmuş olduk.

İşlerimizi çözüp ev yolunda yürürken yanımıza kırantadan bir genç adam yaklaştı. “Abi siz bu köpeği nerden buldunuz?” dedi. “Bulmadık” dedim, “bir süredir bizim evde kalıyor”. “Abi, bu bizim köpek”. İçimiz cız etti; yahu şimdi mi çıkılır ortaya! Ama bir yandan da, köpek kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bildiğimiz için, durumu kısaca izah etmeye çalıştık. “Abi” dedi yine genç adam, “bu bizim deveci Ali abinin av köpeği, adı da Çakır”. Çağırdı Çakır’ı, Mösyö Çakır da canım benim diyerek genç adama sarıldı. Durumu anladık, ben gence evi tarif ettim ve Deveci Ali’nin gelip köpeğini almasını söyledim. Yolumuza devam ettik.

Evin yoluna girdiğimizde Mösyö’nin tasmasını çözdük, neşeyle evimize doğru giderken kapının önünde bir adam gördük. Böyle soğana benzeyen, deli bakışlı, deri ceketli bir adam. Mösyö adamı görünce deparı attı ve mutlulukla sahibine kavuştu. Biz de peşinden yanına gittik adamın, sevdiğine kavuşmasının mutluluğunu paylaşmak üzere. “Hadi geçmiş olsun” demek üzereyken ben, adam akıntı çağanozu gibi efelenerek üzerine geldi ve selam sabahsız “senin bu köpeği bağlamaya ne hakkın var?” diyerek muhteşem girizgahını yaptı. Biz İrem’le öyle kalakaldık; Deveci Ali de öfkeli hareketlerle köpeğini station Kartal’ının arkasına aldı ve arabasını çalıştırdı. Ayıldığım anda koşup arabayı yakaladım. Aramızda sertlik dozu yavaş yavaş yükselen heyecanlı bir diyalog yaşandı. Merak ettiğimiz birçok detay açıklığa kavuştu, taşlar birazcık yerine oturdu , ama yine de canımız çok sıkıldı. Özetle: Bu köpek Deveci’nin üç yaşındaki av köpeğiymiş, bütün aşıları ilaçları vs. tamammış, adam günlerdir köpeğini arıyormuş, öldü zannetmiş ve çok üzgünmüş, bu köpek el kadarken buna gelmişmiş, develerinin ağzının içinde yatarmış, bizim bu köpeği bağlamaya ne hakkımız varmış, adamı tanıyormuşuz, evini biliyormuşuz, neden alıp köpeği evine getirmiyormuşuz, ve diğerleri… Ben dilim döndüğünce durumu anlatmaya çalışırken adamın beni dinlemek istememesi ve ısrarla köpeğini çaldığımızı ima etmesiyle aramız bozuldu, adam da arka koltuktan dili dışarda bize bakakalan Mösyö’yle birlikte geldiği cehenneme geri döndü.

Sonrasında evde kendimizi avutmaya çalıştık. Sonuçta köpek bizim köpeğimiz değildi, huyunu suyunu bilmezdik, buralar köpeklerin zehirlendiği uğursuz yerlerdi, bu köpeğin başına birşey gelde durumunu nasıl açıklardık? Neyse dedik, Mösyö zaten ara sıra bize uğrar, bir çayımızı kahvemizi içmeye, elimizi yalamaya gelir. Biz işimize bakalım, derken, Mösyö dili bi karış dışarıda, nefes nefese koşarak geliverdi. Adamın yanında yarım saat durmamış. Altalta üstüste sevinç yumakları yaşandı, sonra Mösyö koltuğuna kuruldu ve uykusuna kaldığı yerden devam etti.

Üç gün sonra, son derece sakin bir günü yaşarken, Deveci, bu sefer yanında çocuğu ve hanımıyla, ve dahi bahçe kapısını açıp içeri girmiş halde bir anda karşıma çıktı. Ben hala bütün iyi niyetimle hoşgeldin demeye çalışırken, “nerde köpek?” diye baskınını dillendirdi. Köpeğinin bağlı olmadığını ispat etmek için çaldım ıslığı, Mösyö koşarak geldi. Ben hala adamın köpeğinin bağlı olmadığını görüp rahatlayacağını düşünürken, adam kendine sarılmaya çalışan köpeğine bir tekme savurdu. Köpek adamdan onbeş kat daha üstün bir canlı olduğu için çevik bir hareketle tekmeden kurtuldu, adamın ayakkabısı çıktı, on metre öteye düştü. Adam deplasmanda olduğu için çok zor kontrol ettiği siniriyle bana dönüp, “bu köpek buraya gelince koştur” dedi. Ben çok saf bir insan olduğum için, “o-hoo, abisi hem de nasıl koşuyor bu, bende bir tane de yavru köpek (Cimbim) var, arka bahçede deli gibi koşturup oynuyorlar” diyorum. “Yok” diyor adam, “koştur, koştur”. “E, koşuyor işte?” “Yav, vur tekmeyi koştur!” O an anladım ki, “koştur” demek, Bodrumca “kovala” demek. “Abicim, ben köpek dövmem” “Bak, bu gelince buna yemek verme, koştur” “Yemiyor zaten (yalan), gelince koşturuyorum (yalan), benim koltuğumda yatıp uyuyor (doğru), bi zararı yok”. “Yav, bu benim av köpeğim, ben şimdi nasıl gideceğim ava?” “Beni ilgilendirmez, bak hem buralar zalim yerler, daha yeni köpeğimi zehirlediler, sen bağla bunu” “ Nasıl bağlayayım bu saatten sonra? Evim şurada benim, gelince alıp getirsene”. “Usta, senin köpeğini ben mi getiricem? Gel al köpeğini!” Daha sonraları çok pişman olacağım bu son önerme, adamın sinir krizi geçirmesine neden oldu. Bu esnada kapıdan dışarı çıkmış olduğumuz için adam tarafsız sahaya geçmiş oldu ve bir anda Mösyö’ye gaddarca girişti! Zavallı köpeği, tekme ve yumruk içinde bıraktı, çığlıklar atarken yerden yere vurdu. Oğlu araya girmeye, hanımı cılız bir sesle “yapma” demeye çalıştı ama çok yetersiz kaldılar. Deveci köpeği kucağına alıp arabaya fırlatınca ben müdahale edeyim dedim, fakat adam arabadan testere çıkarıp Mösyö’ye vurmaya başlayınca, korktum. Testereci katil, tozu dumana katarak uzaklaştı, ben de eve döndüm, kendi sinir krizimi geçirmeye başladım. Nasıl olsa yarım saat sonra geleceği düşüncesiyle sakinleşmeye çalıştım.

Mösyö üç gün gelmedi. Gözümüz yollarda kaldı. Adamın, ihanete uğrama hissiyle köpeğe zarar vermiş, hatta öldürmüş olabileceği kaygısıyla bir miktar araştırma yaptım. Burası ufak bir kasaba, herkes birbirini tanır. Kısa süre içinde, hem ev sahibimiz, hem de ortak bir tanıdığımız aracılığıyla şu bilgilere ulaştım:

1- Bu adam, “Canavar Ali” lakaplı, herkesin tanıdığı ve bir miktar çekindiği, birazcık düşününce de her gün develeriyle bizim evin önünden geçtiğini, hatta bir iki kere selamlaştığımızı hatırladığımız, Turgutreis’in devecisiymiş.

2- Canavar Ali, yakın zamanda geçirmiş olduğu ciddi bir ameliyatın da etkisiyle, bir acayip buhran içindeymiş. Geceleri sokaklara çıkıp sağa sola ateş edermiş. Ruhsal durumu hiç iyi değilmiş, ilaçlarla ayakta dururmuş.

3- Köpek bunun av köpeği olduğu için, gerekirse günlerce dövermiş, yemek vermezmiş, bağırır çağırırmış, ama sonuçta işine yaradığı için asla öldürmezmiş; ama bir gün bunu ava götürüp de Mösyö de bunun köpekliğini yapmazsa, ki bizde geçirdiği sefa dolu günler sonucu çok muhtemeldir, işte o zaman kötü şeyler olabilirmiş.

4- Canavar aynı zamanda, ortak tanıdığımızın evinin yanındaki su deposunun bekçiliğini de yaparmış ve bu ortak tanıdığımızı çok sever, sayar, “ağabey” diye hitap edermiş.

Bağrımıza taş bastığımız üçüncü günün sonunda, boynundaki yeni açık mavi tasmasıyla koşarak Mösyö geldi. Yine çok sevindik, ama bir yandan da canavarlıktan korktuğumuz için, Mösyö koltuğuna kurulup ağzını şapırdatarak uykusuna geçtiği anda ortak tanıdığımızı aradık, Canavar’a haber saldım köpeğini getiriyorum diyerek. Ortak tanıdığın evinin orda iki saat sonra buluşmak üzere randevu alındı. Vaktin geçmesini beklerken bir telefon geldi. Ortak tanıdık Canavar’la konuşmuş. Mösyö, Canavar’ın evine döndüğünden beri zincirle bağlıymış. Fakat bağlandığı anda ağlamaya ve havlamaya başlamış, sabahlara kadar ulumuş, “ürümüş, havkırmış”. Dayak da (elbette) işe yaramamış, köpek yemeden içmeden kesilmiş, tasması çözüldüğü anda da kaçıp soluğu bizde almış. Canavar bunu öğrenince iyice kendinden geçmiş, ve köpeğini istememiş. Köpek bizim olsunmuş, köpeği görürse öldürürmüş. Biz en iyisi köpeği adama götürmeyelimmiş, adam ava gidecek olursa gelip köpeğini alırmış.

Memnuniyetle kabul ettik. Mösyö’yü sevdik, sevdik.

O gün bu gündür Mösyö bizimle. Geçmişiyle ilgili hala hemen hiç fikrimiz yok. Nerelerde nasıl yattıysa, benim pofuduk yastıklı koltuğuma tapıyor. Kimi zaman bizim evde bizim için değil, bu koltuklar için kaldığını düşünüyorum. Bize çok minnettar. Bütün kurallarımızı öğrenmek için canla başla çalışıyor. Bir takım kötü huylarını bıraktı. Artık her önüne gelene havlamıyor, bostanımıza girmiyor, eve gelen yabancıyı tehdit etmek için önce bizim durumumuza bakıyor. Artık nasıl bir kötü anısı varsa, yolda yürürken yanımızdan geçen arabalara havlayarak saldırıyordu, o işi de bıraktı. Kedileri sıkıştırıyordu, yasak geldikten sonra sinirden zangır zangır titremesine rağmen bu dürtüsünü de dizginlemeyi öğrendi. Şimdi kediler üstüne tırmanıyor. Her yere bizle geliyor, her sözümüzü dinliyor, sadakatin zirvelerinde dolaşıyor. Kendisinden sadece bir iki hafta daha kıdemli ve çocuğu yaşında olmasına rağmen, Cimbim’in liderliğini bile kabul etti.

İki haftadır hayatının en zor yasaklarından birisiyle cebelleşmekte. Kızgınlık dönemine giren ve feromon salgısıyla iki kilometre ötedeki köpekleri bile ulutan Cimbim’le çiftleşmesini de yasakladık. Bu artık yasak değil, işkence olmasına rağmen tüm hormonlarını dizginleyerek yerinde duruyor. Gerçi bir iki kere Cimbim’in üstünden aldık ama yine de Mösyö’ye güveniyoruz. Bakalım nereye kadar?

Köpeklerde pek rastlanmayan iltica hakkını kullanan bir canın öyküsü oldu bu. Mösyö şansını kendi yarattı. Buralarda o şanstan daha epey fazlasına ihtiyacı var. Şansın sadece Mösyö’nün değil, diğer tüm köpeklerin yanında olmasını isteriz.

Reklamlar

5 Responses to “Mösyö’nün Hikayesi”

  1. adsız Says:

    Köpekleri kısırlaştırırsanız hem siz hem de onlar işkence çekmemiş olur. Kısırlaştırma köpeklerdeki pek çok davranış problemini çözüyor. Mösyö’nün karnındaki ameliyat izleri belki kısırlaştırmadan kalmadır? Eğer öyleyse çiftleşme gibi hareketler yapması normal ve zararsız diye düşünüyorum.

  2. Ori Says:

    Mosyo’yu “canavar”in elinden kurtarip mutlu bir yuva sagladiginiz icin sizleri tebrik ediyorum.
    Istanbul’dan secvgilerle.
    Ori :)

  3. sineksekiz Says:

    Mösyö’nün karnındaki izler fıtık ameliyatından kalma. Mösyö’yü değil ama dişi köpeğimiz Cimbim’i kısırlaştırmayı düşünüyoruz. Yaz sıcakları geçtikten sonra ameliyat yapılmasını daha doğru bir zaman olucak o yüzden şimdilik idare ediyoruz, gözümüz üstlerinde :)
    İlginiz için teşekkürler adsız takipçi ve sevgili Ori.

  4. Küho Says:

    Tüm canlıların yaşamaya , sevgi görmeye hakkı olduğunu savunup , direnç gösterdiğiniz için ikinizide tebrik ederim , destek babında elimizden gelen herşeyi yapabilmek ve sizler gibi hoş insanları tanıyabilmek adına e-mail adresimi bırakıyorum , sevgiyle kalın , selamlar.
    sertan9@superonline.com

  5. sineksekiz Says:

    Merhaba Sertan,

    Destek babında demişsin ya..Sokak başında duran, köşesinde etrafındaki karmaşayı izleyen, boş boş dolaşan, gezinen, uyuyan yalnız köpekleri sevesin, biraz yanlarında durup başlarını okşasan olur. Belki bunları yapıyorsundur zaten.Sağolasın..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: