Ege’den Ateş Yakana Kılavuz

Aralık 11, 2009

Daha buraya taşınmadan, Ankara’dayken, evin şömineyle ısındığını öğrendiğim andan itibaren yakacağım dev ateşlerin hayalini kurmaya başlamıştım. Ateşle olan ilişkim o zamana kadar mangal yakmaktan öteye geçmemişti. Ama hayatım boyunca nerede alevli bir ateş görsem zerdüşt gibi gözümü ayırmadan izleyecek kadar da büyük bir hayranlığım vardı. Eve taşındığımızda, daha eşyaları doğru düzgün kutularından bile çıkartmadan bahçedeki odunları gözüme kestirmeye başlamıştım. Fakat taşınmayı yazın yaptığımız için, uzunca bir süre ateş yakabilmek için bahane oluşturmak zorunda kaldım. Güle güle oturuna gelen misafirlere yemek yapma bahanesiyle evin bacasından çıkan inanılmaz ateşler yaktım. Bahçede sonsuz miktarda görünen mandalina ağacı kökleri, kesilmiş odunlar, budanmış dallar vardı ve muhtemelen bir senedir oldukları yerde kuruyorlardı. Bu yüzden, birkaç ufak dal parçası ve biraz gazete kağıdıyla hiç zorlanmadan yüksek ateşler yakabildim. Tüm bu zaman içinde de, şöminede ateş yakabilmek için kışın gelmesini istedim.
Sonra aradan aylar geçti, kış geldi. Havanın hafifçe serinlediği ilk akşam büyük bir hevesle odunları topladım ve yaktım. Ve kazın ayağının öyle olmadığını anladım.
Yatak odasındaki şömineyi yaktıktan on dakika sonra, ateşin alevinin inişe geçtiği anda odada göz gözü görmez oldu. Şömine ciddi bir şekilde tütüyordu. Oldukça ciddi bir sorundu, çünkü hava da soğumuştu ve odanın ısınması gerekiyordu. Gerçek bir acemi olduğum için yazın içeride bir kez ateş yakıp şömineyi denemek aklıma gelmemişti. Şöminenin kabul edilebilir seviyelerde tütmesi ve odayı bir miktar ısıtabilecek niteliğe sahip olması için,  deneme ve yanılmalarla dolu birkaç ay geçmesi gerekti. Bu birkaç ay süresinde de, ateş gündelik hayatımın enerji ve vakit gerektiren bir parçası oldu.
İlk öğrendiğim şey, ateşi öyle istediğim gibi yakamayacağımdı. Eğer odunu odunculardaki standart çıralardan, meşe kütüklerinden, kupkuru dallardan oluşturacaksanız zaten çok sorun olmuyor ve birkaç doğru  düzenlemeyle ve hamleyele çok iyi ateşler yanabiliyordu. Ama benim gibi ateşi bahçede kesilen ağaçlardan, topladığınız dallardan, kuru ağaç köklerinden yakıyorsanız, hem ateşin, hem de yakılanın karakterini öğrenmek mecburiydi. Ben de oturdum, zaten tütmemesi için ateşini sürekli kontrol altında tutmak zorunda olduğum şöminenin başında uzun uzun odunların yanışını seyrettim. Yüzlerce hata yaptım. Yaktığım ateşlerin bir kısmı yanamamış koca odunlara ağıt yakmalarla yok oldu gitti. Bir kısmı muhteşem yandı ama hemen söndü. Bir kısmı bazen tesadüfler eseri, bazen de kusursuz düzenlemeler sonucunda muhteşem yandı ve ısıttı. Ben de zihnime birçok şey kazıdım. Bu yazı sayesinde paylaşmak isterim; ateş yakmayı sevenlere bir katkısı olursa ya da benden daha deneyimli kişiler yanlışlarımı söylerse de çok mutlu olurum.
İlk olarak, odunun kuru olması, yani kesildikten sonra en az altı yedi ay beklemesi çok önemlidir. Fakat tam kurumamış odun da yanabilir. O zaman, alt kısımda kuru odunlardan güzel ve güçlü bir alev elde edilebilirse bunların üstünde, bunları boğmamak kaydıyla iki üç tam kurumamış odun yakılabilir. Sobada iş iyice kolay; kurunun yanında yaş da yanar. İkinci olarak, en son en büyük parça yanar. Bunun için, sizin ya odunları çok iyi bir hiyerarşiyle dizerek sırayla yanmalarını sağlamanız, ama esas olarak ateşinizi sürekli beslemeniz gerekir. Üçüncü olarak, odunları çok iyi dizmeniz, istediğinize yakın bir ateşi yakabilmeniz için elzemdir. Ateşi tasarlamanız gerekir. Gözünüz üstünde olduğu için çok doğru bir zamanda ateşe eklenmiş doğru bir odun parçasıyla ateşi muhteşem hale getirebilirsiniz. Dördüncü olarak, ateş canlıdır. Sürekli yanmak ister, yakabileceği her şeyi yakmak ister. Bunun için de kendi ufak düzenlemelerini kendi yapar, arada bir çattığınız dallardan birkaç tanesini devirir, kurduğunuz tüm yapıyı bozabilir. O zaman o yapı yanlış kurulmuştur, ateşin kanunlarına terstir. Benim defalarca yaptığım gibi, “eyvah gitti canım ateş” diye paniklere kapılıp devrilen odunlarla oynamamak gerekir. Çok kritik bir odun devrilerek uzak bir noktaya gitmediği sürece, ateşi çok da fazla ellememek iyidir. Beşinci olarak, ateşten ilginizi çekerseniz söner. Ateşinizi ilgisiz bıraktığınız süreden çok daha fazlasını o ateşi canlandırmak için harcarsınız. Altıncı olarak, yaktığınız odunu tanımanız, nasıl yandığını bilmeniz çok faydalıdır. Hem güzel ateş elde edebilmek, aynı zamanda da ısınabilmek için hangi odunu hangi anda ateşe eklemeniz gerektiğini bilmelisiniz. Örneğin; narenciye ağaçlarının odunu çok sert ve reçinesizdir, bu yüzden içinden gazlar fışkırtarak çok hızlı ve alevli bir şekilde yanar, siz ne güzel alev diye seyrederken de bir dakika içinde söner; çam çok reçinelidir, iyi kurumamışsa ve biraz da büyükçeyse güçlü aleve eklenmesi iyi olur, yoksa yoğun bir kokuyla tüter, yanamaz; dut, kurumak ve dolayısıyla yanmak bilmez, ama bir seneden fazla beklerse uzun uzun yanar ve ısıtır; okaliptüs, sürekli gövdesinden kabuklarını döker ve bu kabuklar en babayiğit çıradan bile daha kalitelidir, çok az miktarıyla mükemmel başlangıç alevleri elde edersiniz; meşe, bu işin piridir, koca gövdeyi ateşin üstüne atın itiraz etmez, uslu uslu yanar. Yedinci olarak, odunu ısı kadar, oksijen de yakar. Alev elde etmek istiyorsanız, ateşe biraz oksijen vermeniz gerekir. Yellemeniz, üflemeniz, odanın kapısını biraz açmanız her zaman işe yarar. Ayrıca ateş odunu ve havadaki dumanı yaktığı gibi, oksijeni de yakar. Hem ara sıra havalandırma yaparak, hem de mesela çay demleyerek odayı havadar ve rutubetli tutmak sağlıklıdır. Sekizinci olarak, odununuzu bizzat kırarak tanımanız gerekir. Elektrikli testere, sonuçta teknoloji olduğu için, ağacın ve odunun yapısını tanımanızı engeller. İlkel bir şekilde baltayla odun kırmak çok öğreticidir. Dokuzuncu olarak, çok düzenli, sabit ve tamamen sizin kontrolünüz altında olan bir odunluğunuzun olması gerekir. Odununuza gözünüz gibi bakmalısınız, hangi odunu ne zaman yakacağınızı bilmelisiniz, odunları olabildiğince kuru koruyabilmeniz gerekir. Onuncu ve sonuncu olarak, şömineyle gerçekten ısınmak istiyorsanız çok odun yakmanız şarttır.

Bu son şık yüzünden, Mart sonu itibariyle şömine tutkumdan vazgemek zorunda kaldım, sobaya geçtik. Üst odaya küçük bir çingene sobası kurduk. Kurduğumuz anda odun tüketimimiz üçte birine düştü ve şöminenin üç katı ısı elde ettik. Soba veya kuzine ateş yakma konusunda şömine kadar büyük çaba gerektirmediği, bir yandan da yaktığı ateşin yüzünü çok göstermediği için ateşle yavaş yavaş birbirimizden soğuduk ve Mayıs itibariyle ateşi unuttum.
Kış boyunca mebzul miktarda odun yakarak evdeki rezervi bitirdiğim için yaz aylarında kara kara düşündüğüm anlar oldu. Fakat bu süre içinde bütün bahçedeki mandalinaları budandığı ve bir çam, bir de dut olmak üzere iki ağacı bahçe sahibi tarafından kesildiği için bize, bir anda bir sürü odun çıktı.

Bu odunları Kasım başından beri yakıyorum. Geçen hafta içinde çok güçlü de iki sağanak yediler. Bu yüzden şu son birkaç gündür yeni dersler de alıyorum. Eğer odununuz gerçekten kurumadıysa, bazen sobanın içinde bile şömine yakar gibi düzenlemeler yapmanız gerekebilir. Aslında elbette çok zevkli iştir, ama bir yandan da sobaya söylenmekten kendinizi alamazsınız. Sanki sobanın suçuymuş gibi.

Yine de ateşle aramız çok iyi bu ara. Meğerse özlemle yanıp tutuşuyormuşuz.

Reklamlar

4 Responses to “Ege’den Ateş Yakana Kılavuz”

  1. nalan Says:

    aklıma takıldı. bahçe sahibi neden kesti o ağaçları ?

  2. sineksekiz Says:

    Bahçe sahibinin “budadığı” denmeliymiş, kökünden kesilen ağaçlar değiller çünkü.
    Merak etmeyin :)

  3. Meyvelitepe Says:

    Faydalı bilgiler…

    Biz de bir zamanlar, sitede geçen bir şömine lafı yüzünden şöminenin nasıl yakılacağını öğrenmek isteyenlerce pek çok arama yapan olduğunu anlayınca, adım adım şöminenin nasıl yakılacağını anlatan bir yazı yazdıydık. Pek çok kişi de minnettarlığını ifade etmişti. Şimdi bu aylarda yine günde en az bir kaç kişi gelip bakıyor o yazıya. Kimi print alıyormuş :)

  4. Özge Says:

    Merhaba,

    Ege ellerine sağlık. Yazın sırf edindiğim bilgiden ötürü değil, kullandığın güzel cümleler, kelimeler nedeniyle de çok hoşuma gitti. Mebzul kelimesini de şimdi öğrendim sayende :)) Eline, kalemine ve emeğine sağlık!


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: