sineksekiz2
Bu, bugüne kadar dinleyen herkesi biraz şaşırtmış, biraz heyecanlandırmış, biraz meraklandırmış, ama hepsinden fazla da tedirgin etmiş bir hikayedir. Belki de bir filmde olduğu gibi her şeyi izah eden bir sonucu olmadığı için, anlatması da zordur. Yine de bir deneyelim:

1991 yılının sekizinci ayının, kimbilir belki de sekizinci gününde, yazlık arkadaşlarımla poker oynuyorduk. Kumar oyunlarında zaten şanslı bir kişi olarak tanınmam ama o gün orta sınıfın tüm laneti üzerimdeydi. Masayı beşbenzemezlerimle bezeyip, kısa zaman içinde ilk kavımı kaybedip rahatlamıştım. Şu küçük açıklamayı da yapayım, daha o zamanlar Teksas usülü poker gibi varyasyonlardan bihaber olduğumuz ve de bir poker karesi oluşturmaktan aciz üç sefil ergen olduğumuz için, sekizden asa giden kağıtlarla çocuk pokeri oynuyorduk. Cehaletimizi de mazur görün, renk sırasında sineğin en altta olduğunu zannediyorduk ve bu hesapla sinek sekizlisinin en değersiz kağıt olduğuna inanıyorduk. Devam edelim; bu şartlar altında kaybettim, kaybettim ve o kafayla, sinek sekizin habire bana geldiğini farkettim. Evet, o kadar şanssızdım ki destenin en değersiz kağıdı hep bana geliyordu. Bu şizofren saçması durumu masadakilere söylediğimde önce herhangi anlamlı bir tepki gelmedi. Fakat sonra, yemin ederim ki sinek sekizliyi rahatsızlık verici sıklıkta elimde görmeye başlayınca, artık kağıt her bana geldiğinde, ki bu bir süre neredeyse her el oldu, açıp göstermeye başladım. En sonunda olasılık hesaplarını aşınca vay be gibi tepkiler gelmeye başladı ve durum dikkat çekici bir hal almış oldu. Bu salaklık bir süre daha devam etti, ben büyük ütüldüm ve geç bir saatte oyunu bitirdik. Masadan kalkarken, şanssızlığımın bir nişanesi olarak sinek sekizliyi o desteden aldım, cüzdanıma koydum, canım desteyi de piç edip gittim yattım uyudum.
Sonra bir süre hiçbir şey olmadı. O kağıt cüzdanımdaki bir sürü abidik gubidik şeyle beraber kıç cebimde yaşadı. Sonra bir gün, nerede ve ne zaman olduğunu kesinlikle hatırlamıyorum, yolda yürürken yerde tek başına duran bir sinek sekizli buldum. Onu da aldım cüzdana attım. Bu komik tesadüfle de bir süre yaşadık.

Sonraki yıllar, hem de uzun yıllar içinde bu olay bir tesadüf olmaktan, hatta bir süre sonra komik olmaktan çıktı. Çok acayip noktalarda, çok ilginç şekillerde çok sayıda sinek sekiz kartı buldum. Aklıma gelme sırasıyla dizeyim:

1- Atakule’nin önündeki göbekte ve Meşrutiyet Caddesi’nde, kalabalık bir güruhla karşıdan karşıya geçerken yolun ortasında öyle tek başına duran iki sinek sekizi, iki ayrı zamanda buldum. Atakule’nin önünde bulduğum, aynı zamanda Fenerbahçe kartıydı.

3- Pearl Jam konseri için gittiğim Yeşilköy yakınındaki Ticaret Merkezi’nde, binlerce kişinin ayakları altında ezilmiş bir sinek sekizli buldum.

4- Bu en iyilerden bir tanesi. Bu süreç içinde sinek sekiz olayı yavaş yavaş dikkat çekici bir hal almaya başlamıştı. Yakın çevremden birkaç arkadaşıma bu hikayeyi anlatmıştım ve ufak çaplı bir efsaneye koşmaya başlamıştık. Birkaç kere, evet iki kereden fazla olduğuna birkaç şahit gösterebilirim, oynanan kağıt oyunu bittikten sonra masanın ortasında duran elli ikilik desteden, ani bir hareketle “sinek sekiz!” diyerek, çat diye sinek sekiz kesmişliğim olmuştu. Tabi böyle olunca işin hemen bokunu çıkarıp, her gördüğüm desteden sinek sekiz kesmeye çalıştım ve uzun bir süre ne bunu başarabildim, ne de yerde sinek sekiz buldum. Sonra bir gün, Tunus Caddesi’nde yürürken, eski Bayındır Hastanesi’nin karşısındaki otoparkın içinde, parkı yolla ayıran tel örgülerin arkasında, kapalı halde duran bir oyun kağıdı gördüm. Açıp bakmak için bir paralel sokağa gidip parkın girişinden geçmek gerekiyordu; üşendim yapmadım. Aradan bir zaman geçti, sık kullandığım o yolda o kartı birkaç kere daha kapalı halde gördüm, yine de gidip bakmadım. Sonra bir gün, yakın arkadaşım Koray’la oradan geçerken, kartın rüzgarla veya belki başka bir sebeple tel örgünün altından elimi sokup alabileceğim bir yere geldiğini gördüm. Uzanıp aldım. Ben sinek sekize öyle bakarken, Koray da garip sesler çıkardı. “Bugüne kadar anlattıklarına inanıyordum ama, böyle görünce de bir garip oldum” dedi.

5- TBMM parkında bir grup arkadaşım king oynuyordu. Ben de uzaktan ellerine bakıyordum. Bir kağıt eksik olduğu için, destedeki jokeri o kağıdın yerine koymuşlar. Kalkıp gidip baktığımda eksik kağıdın sinek sekiz olduğunu gördüm. O jokeri de o desteden aldım elbette. Belki de o kayıp sinek sekizi ben başka bir yerde, başka bir zamanda bulmuştum veya bulacaktım.

6- Kaş’da yaz tatili yapıyorduk. Bir gün dört arkadaş Kekova’ya gidelim dedik. Araba kiraladık, bağıra çağıra yola düştük. Meğerse arabayla Üçağız’a kadar gidilirmiş, Kekova’ya karadan ulaşım yokmuş. Cebimizdeki üç kuruş tekne kiralamaya yetmedi, biz de son paramızla üzerinde “rent a boat” yazan döküntü bir kayık kiraladık. Kayık su aldığı için, iki kişi kürek çekiyordu, iki kişi de giren suyu boşaltıyordu. Bu esnada, kayığın tabanındaki bölmede, yarısı yırtılmış bir sinek sekiz buldum.

7- Bu benim favorim. Hacettepe Üniversitesi’nde okuduğum yıllardan birinde, aşırı karlı bir günde, okul çıkışı arabama doğru giderken, bembeyaz Beytepe’nin otoparka giden yolunda, bir anda yerde duran bir Falım sakızı kağıdı gördüm. Neden bilmem, yerden aldım, okudum. Yazan maniyi aynen aktarıyorum: Sinek Sekizlisi der: Yol/ Bu yollar ayrılır kol kol/ Ama hepsi de uğurlu/ Paralar alırsın bol bol.

8- Askerlik yoklamasıyla ilgili bir saçmalık yüzünden Ordu’da bir gün geçirmem gerekmişti. İşimi halledip, akşamki Ankara otobüsünün saatine kadar Ordu merkezinde aylak aylak dolaşırken, çarşının ortasındaki halı sahanın yanında, yine tek başına duran bir sinek sekiz buldum.

9- Yine Ordu’da, bu sefer 2007 yılında, halamların Bayadı köyündeki evlerinin balkonunda, Bener’le go oynarken, sedirin arkasına düşen go taşını almak için sediri çektiğimizde, belki de yıllardır orda duran ve kayboldu diye unutulup terkedilmiş olan bir iki oyuncakla beraber bir sinek sekiz bulduk.

10- Sinek sekizi bulan sadece ben değilim. Bu hikayeyi anlattığım arkadaşlarımdan bazıları da yerde buldukları sinek sekizleri bana verdiler. Hacettepe’den arkadaşım Didem, yarısı yırtılmış bir sinek sekizi bana bir mektubun içinde yolladı. Oğuzhan Genç 3 Ocak 2003 tarihinde, Seğmenler Parkı’nda bulduğu bir sinek sekizi bana elden teslim etti. Can Altay ve Bener Cihangir’de yerde bir sinek sekiz bulunca önce heyecanla beni aradılar, sonra o kağıdı, yine elden, bana teslim ettiler. Sinek Sekiz Yayınevi Genel Müdürü İrem Çağıl, 2008 yazında İstanbul’dan başlayıp Barcelona’da bitirdiği bisiklet yolculuğunda, önce Bulgaristan’ın Russe kasabasında, sonra da Fransa sınırları içinde iki adet sinek sekiz buldu ve getirdi. Bulgaristan’daki sinek sekizli, dikine yarısına kadar yırtıktı ve yırtılan kısmına yine yarısına kadar yırtılmış bir karo vale geçirilmişti.

11- Çok bir kıymeti var mı bilemiyorum ama, şunları da ekleyeyim. Sinek sekiz koleksiyonumun içinde, Ali Yavuz ve Kafalar Mermer isimli grubumuzla, Sakarya Caddesi’nde vereceğimiz konser için yolda giderken, Mithatpaşa Caddesi’nde bulduğumuz bir adet maça sekiz; İstanbul Harbiye’deki eski muhteşem Captain Hook’dan sabaha karşı çıkıp Taksim’e doğru yürüken bulduğum bir kupa sekiz; ve çok yakın bir zaman önce, askerden dönen arkadaşım Emek Ataman’la beraber, çok hararetli askerlik anıları eşliğinde Bodrum Kadıkalesi’nde yürürken, kış vakti bomboş otellerin arasından geçerken elimizdeki biraları deniz kenarında içelim diyerek, çok ani bir kararla girdiğimiz bir terkedilmiş otel plajının merdivenlerinde bulduğumuz bir karo sekiz de var.

Dediğim gibi, hikaye biraz tekinsiz olduğu için, dinleyen herkeste biraz tedirginlik yarattı. Ben ise yıllarca, biraz da aklımı korumak için, tesadüflere inanmayı yeğledim ve bu sinek sekizlerin neden benim karşıma çıktığı konusunda çok kafa yormadım. Ama günün birinde, hayatımın dönüm noktası olacak bir anda karşıma sinek sekizle ilgili bir şeyin çıkacağına da daima inandım.

Sonra, gün geldi, Ankara’yı terkedip İrem’le beraber Turgutreis’e taşındık. Hayatımız gerçekten değişti. Bugüne kadar bildiğimiz ve yaptığımız pek çok şeyin yerini başka şeyler almaya başladı. 9 dönümlük bir mandalina bahçesinin içindeki taş evde, rustik bir hayata geçmiş olduk. Bir yandan bahçe çapalayıp, odun kırıp, mandalina, erik, karadut reçeli yapıp, bir yandan fare kovalar, yaprak süpürür, çamur silerken bir gün İrem Çağıl patron bir yayınevi kurmaya karar verdi. Güzel, işe yarayacak ve zihin açacak kitaplar buldu, uğraştı, didindi ve bu kitapların yayın ve çeviri haklarını aldı. Kurumsal işleri halletmek için gittiği Ankara’dan arayıp yayınevine isim bulma konusunda beni memur etti. Mandalinalara bakarak isim düşünürken, İrem Çağıl’dan ikinci bir telefon ve yayınevine isim olarak Sinek Sekiz önerisi geldi. Tereddütsüz kabul ettik. Bu şekilde Sinek Sekiz Yayınevi hareketi başlamış oldu. Şu aşamada, patron yabancı yayınevleriyle kıyasıya pazarlıklar ve yazışmalar, şu kulunuz da kitap çevirisi içinde kalmışken, zaman geçmekte.

Hayattaki sinek sekiz hakkımızı bu yayınevi işiyle kullanmış oluyoruz. Kendi adıma, bu yayınevi meselesi yolda yürürken karşıma çıkıvermiş bir sinek sekiz kartı gibi sürprizli ve meraklı bir olay. Şimdi sabırla bekliyor ve sebatla çalışıyoruz. Bakalım Falım sakızı bu yolu mu demiş uğurlu diye?
egemen özkan, 09.02.2009

49 Responses to “SİNEK SEKİZ’İN HİKAYESİ”


  1. Ben sevdim bu hikayeyi; hikayesi olan yayınevini ve bir hikayenin peşinden giden yayınevi sahiplerini.
    Peşinden gittiğiniz kitapları daha çok sevdim.
    Yolunuz açık olsun:))

  2. Faruk Ozerten Says:

    benzer bir hikayede bende var. 08 uzerine. :)

    keyifler yerindeyse sorun yok. opuyorum ikinizide.

    fa.

  3. sineksekiz Says:

    neymiş o hikaye anlat da bilelim biz de. merak ettik. nerdesin sen bu arada. arjantin? uruguay? peru?

  4. Zeynep Anadol Says:

    süper bir hikaye! bu sayfayı homepage yapabilirim :)


  5. -O-hooo, bütün ahbaplar buradaymış meğerse, ne güzel…-
    SinekSekiz’in öyküsü yıllardır Ali Baba’nın Çifliği şarkısıyla yetişen ve hep “…bir gün, inşallah…” deyip hayallerini erteleyip duran bizim kuşağın yapamadığının (hem de ziyadesiyle) nasıl yapılabileceğini gösteren harika bir örnek…

    Başarılar, sağlıkla, sevgiyle kalın…

  6. sineksekiz Says:

    Avniye Hanım,

    Böyle yazılar okumak için bile böyle maceralara atılmaya değer!

    Umarız hayatta ne kadar çok şeyin mümkün olabildiğine ve olasılıkların çokluğuna dair bize ilham veren şeyleri daha çok kişiyle paylaşabiliriz kitaplar aracılığıyla.

    İyi dilekleriniz için tekrar çok teşekkürler..

  7. Linda Stark Says:

    Epeydir takip ediyorum blogu, bu sayfaya bakmak yeni aklima geldi! Hep de merak ederken “niye sinek sekiz” diye…
    Tek kelimeyle enfes bir hikaye. Dilerim o yol bu yoldur, ve uzuuuun ve acik seyreder.

  8. Deniz OZKAN Says:

    Bu Sinek Sekiz hikayesinin en yakından takip edenlerden biriyim. Heyecan verici olduğu kadar tuyleri diken diken eden bir hikayedir benim icin. Ayrıca, dogum gunu falında da sinek sekizin senin dogum gununu gosterdigini hatırlatırım.

    İnternet sitenizin güzelden daha güzel olduğunu soylemeliyim.

    Canım abim ve Canım İrem Çağıl başarılarınızın devamını dilerim…

  9. sineksekiz Says:

    Hele bir kitaplar çıksın, o zaman beraber kutlayacağız Deniz’ciğimiz, ciğerimiz, bro!

  10. Bilgi Says:

    Nefis bir hikaye… Sinek Sekiz’e yayın hayatında güzellikler ve başarılar diliyorum.

  11. Kemal Says:

    Paul Auster eminim ki cok severdi eger okuyabilseydi bu sayfayi…
    Basarilar!

  12. sineksekiz Says:

    Şu sıralar verandadaki koltuğun kolçağında bir Paul Auster kitabı duruyor, şu incecik olan, birkaç sayfalık acayip hikayeler toplamı;”kırmızı defter”. Bizim onu okumamız değil de, hakkaten amma olurdu okusa! Ama bakarsın gün olur okuyuvermiş,yazıvermiş. Austervari bir tesadüf yaklaşımı :)

  13. EA Says:

    Padisahim cok yasaa!!
    Padisahim cok yasaa!!

  14. john berkeley Says:

    sinek sekiz* konseptiniz ve hikayeniz gerçekten çok hoş

  15. etem tezcan Says:

    Bir tarot kart anlam sitesine göre sinek sekizlisinin (http://www.learntarot.com/w8.htm)
    harekete geçin, planlarınızı uygulamaya başlayın, sonuca gidin anlamı varmış.

  16. zafer can Says:

    :) ben aslında yerel tohumlarınız için gelmiştim ama bu yazıyı okuyunca -ki hayatta okumam böyle hikayemiz filan gibi şeyleri!- sekizli dürttü herhalde:)… ne diyordum, inanın gülmekten yazamıyorum:)))… sırasıyla ilginç geldi, sinir geldi, ürküntü geldi, gülme krizi geldi ve şimdilik gidiyorum:)))… bu sayfayı herkes okumalı:)))…

  17. ekmekcikiz Says:

    Bugün, tesadüfen bir blog komşumun blogundan iz sürüp geldim buraya. Henüz her tarafı gezip dolaşmadım, fakat, şu hikayeniz beni uçurdu.
    Yukarda Paul Auster’ın sözü geçmiş ya, okurken hep o vardı aklımda. Sırf buraya kadar olanlar bile muhteşem.
    Başarılar dilerim.
    İçtenlikle!
    :)

  18. burçeberil Says:

    ben ne düşündüğünü yazamayacak kadar heyecanlıyım bu sineksekiz hikayesinde,çok sevdim hikayenizi,iremi ve sanırım henüz tanımadığm egemeni.
    Peşine takılıp gidebileceğm hikayelernizin hep olması dileğiyle..


  19. Tesadüflere ve yaşamın getiriği sürprizlere bayılırım. Blogununzu da kim bilir hangi tesadüf sonucu buldum, okumaya başladım. Sinek Sekiz’in öyküsünüyse az önce okudum, çarpıldım!

    Umarım hayat size başka güzel sürprizler getirmeye devam eder.

    Hamiş: Eşimle İstanbul’dan ayrılıp Ege’de bir yere yerleşme fikrimiz var paramız yok. Siz şehirden göçmüş biri olarak, ne önerirsiniz?

  20. sineksekiz Says:

    Son sorunun cevabı için ekstra kağıt alabilir miyiz? :)
    Aslında ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzun önerilerimiz ama basit ve öz bir şekilde söylemeyi deneyelim…

    1. Şehir yaşamından küçük sakin köy hayatına geçmenin birinci şartı çok para ya da az para değildir. Geçiş, tüketmeniz için sunulan onca şeyi aslında tüketmeye, almaya, harcamaya ihtiyacınız olmadığını hissettiğinizde mümkün olabilir. Bu yüzden “gerçekten neye ihtiyacım var?” sorusunu çokça sormanızı ve cevapları duyabilmek için kendinizi iyi dinlemenizi öneririz.
    2. Aklınızdaki fikri gerçekleştirene kadarki süreyi fırsat buldukça şehirden çıkarak değerlendirmenizi öneririz. Ege kıyılarına gelip yaklaşık bir rotada kaybolmaya çalışın. Bir hayvan gibi koklayarak, içgüdülerinizle iz sürün, toprağın yumuşak mı kuru mu olduğuna, güneşin nereden doğup nereden battığına, rüzgarın kışın nasıl estiğine bakmayı deneyin.
    3. Halihazırda birçok aşamayı geçirerek bir yaşam kurmuş çeşit çeşit insanı yerinde; evlerinde, atölyelerinde ziyaret etmenizi de şiddetle öneririz.
    4. Ve tabii bol bol hayal kurmanızı ama hayallerinizin perinin sihirli değneğiyle bir anda gerçekleşmeyeceğini, adım adım ve emekle, bir sürecin sonunda olacağını ama aslolanın aslında hayal kurmak olduğunu aklınızın bir köşesinde tutmanızı öneririz.

    Sevgilerle,

  21. Yıldıray Karakiya Says:

    Çok güzel hikaye:) Hazırlıksız’ın sorusuna verdiğiniz yanıt da güzel:) Benim favorimse Falım kağıdı.


  22. bu ne ya, şaka mı? :) ben niye hiç görmüyorum bu iskambil kağıtlarından? Hepsini siz topladığını ziçin herhalde :))

    Defterler çok güzel bu arada, elinize sağlık :)

  23. Gökçe Vatansever Says:

    Pasajda sergilediğiniz defterlere bakarken sinek sekizin hikayesini merak etmiştim ama blogunuza baktığımda karşıma oldukça ilginç tesadüfler(tabii tesadüf demek ne kadar doğru olur bilmiyorum)dizisininin çıkıcağını pek düşünmemiştim. Fakat Ankara’dan veya İstanbul’dan bi şekilde şehir hayatından kopup daha mütevazı bir yaşam biçimini benimseme kararlılığınıza daha çok şaşırdım(:

    Defterleri oldukça özgün bulup beğendiğimi de ekleyip yorumu bitireyim.

  24. Gülden Says:

    sevdim bu hikayeyi :))) yolunuz daim olsun ;)


  25. Sürükleyici ve etkileyici bir hikaye. Defterler kadar ilgi çekici ve hoş. Sizin hikayeniz ise benim ara ara gelen, egenin bir kasabasına yerleşmek duygumun gerçeğe dönmüş hali. Tebrik ederim bunu başardığınız için. Kimbilir belki bir gün biz de…


  26. […] doğrusu. sinek sekiz’in hikayesini merak ediyorsanız, ki bence etmelisiniz işte o da burada bu da o hikayeden size bir ipucu. #gallery-1 { margin: auto; } #gallery-1 .gallery-item { float: […]

  27. orkun Says:

    spooky story :) … siteniz çok şeker, kitapları 4 gözle bekliyoruz!


  28. Sahneler birbiri ardına akarken bilinmezlik rotasının içine çekip aldığı şaşkınlıktan ağzı açık izleyicilerden biri gibiyim..

  29. metin Says:

    Hikâye etkileyici… Sonu çok daha etkileyici… Kıskandım sonunu ben…

  30. ilke Says:

    pasajda gezerken rastladığım güzel defterler beni çok gizemli bir hikaye ile birlikte gıpta edilecek ve benim de hayalim olan bir yaşam tarzına sürükledi…sizi tanımaktan mutlu oldum…defterler harika kitaplar da öyledir eminim …emeklerinize sağlık…

  31. yaşın Says:

    Defterlerinizi henüz elime alamadım.İstanbul’da nerede bulabilirim?Hikayenize bayıldım ,ilham verici bir yaşam biçimini seçebilme cesaretinize daha çok,

  32. sineksekiz Says:

    Merhaba Yaşın,

    Cesaret ve ilham.. İkisinin de peşinden gitmeye değer.

    Defterlerimizin satışta olduğu yerlerle ilgili bilgileri, “Sinek Sekiz’in Hikayesi”nin hemen altındaki “DEFTERLER” başlığına tıklayarak edinebilirsin.
    İstanbul’daki mağazada sadece bazı çeşitler var, bütün defterlere göz gezdirmek istersen:
    http://sineksekiz.pasaj.com/ linkini kullan.

    Özel siparişler de alıyoruz. Hayalini kurduğun bir defter olursa bize mesaj at, yapmak mutluluk duyarız.

  33. esra aycan Says:

    hikaye süper, en tepedeki resim ürkütücü. arkamda yükselen bi bıçak ve duvarda bi sinek sekiz gölgesi var sanki..


  34. […] İrem Çağıl’la yapılmış harika bir röportaj var. Sinek sekiz’in hikayesi ise okunması gereken ilginç ve eğlenceli bir […]

  35. Zeynep Says:

    bu tarz harika seyleri memleketimde gorunce, kalbim hızlı carpmaya baslıyor. Blogumda hemen su anda ufak da olsa reklamınızı koyuyorum, ise yararsa ne mutlu bana !

  36. burcu Says:

    merhaba,
    hikayenizle ve dolayısıyla sizinle permakültür maillerini takip ederken tanışmış oldum, pek sevindim:)

    böylesine güzel bir hikaye bana çok keyifle okuduğum bir kitabı anımsattı; “iskambil kağıtlarının esrarı” okumadıysanız kaçırmayın derim.

    sevgilerimle,
    burcu.


  37. Nekadar enteresan bir hikayedir bu böyle!? Tedirgin edici gerçekten :))
    Ne hoş işler yapıyorsunuz, şans getitirir sinek sekiz size umarım…
    Hayallerini gerçekleştirebilen insanlar görmek de ben de umut yarattı, ne hoş…

  38. Semiramis Says:

    Egemen ve İrem, hikayeniz kadar düğün videonuz da beni çok etkiledi. Aslında hayatta işaretlere çok önem veren bendeniz her tesadüfün aslında izlenecek bir yolun ileride birleştirilecek noktalar olduğunu düşünmekteyim. Çizgileri birleştirdiğimizde ise yolumuzu belirlemiş oluyoruz, herşey seçimlerimizden ibaret!

    Sizleri kutluyor ve mutluluklar diliyorum. Ortağı olduğum şirketin de sizi ilgiendirecek işleri olduğunu düşünüyorum. Yorumuma cevap yazarsanız sizinle iletişime geçmek isterim.

    Sevgiler,

  39. asli Says:

    egemenciiim, hikayene bayildiiim
    sonra deferlere bayildim, sonra sectiginiz kitaplara bayildim (dort gozle bekliyorum) sonra da dogal yasam, bahce, tohumlar derken cok sey ogrendim sizden.
    Irem ile hayatinizdaki guzellikleri paylastiginiz icin tesekkurler, yolunuz hep acik olsun :)takipteyim…

  40. sinem Says:

    gercekten cok enteresan bi hikayeymis..
    sevdim ben cok..

    bulursam hemen sana ileticem..

  41. özlem Says:

    merhaba bu yaz tatile çıkmadan sitenizde ki yazıların bir kısmını okudum neden sineksekiz dedim kendi kendime ve sebep yazısınıda okudum ardından 2 gün sonra beyrut, suriye gezimiz için yola çıktık en son durağımız halep oldu o meşhur halep kalesinin bir burcuna tırmanırken yerde ne göreyim “sinek sekiz” yuh artık dedim okurkende amma tesadüfmüş derken başıma geldi sizinle paylaşayım dedim sevgiler

  42. ali ihsan Says:

    çok güzel……….

  43. ali ihsan Says:

    başarılar…….

  44. Bilge Says:

    Günlüğünüzden siz(ler)i tanıdığıma sevindim.. Yolunuz açık olsun. Urla’dan sevgiler ile..

  45. C. A. Kobu Says:

    Ne güzel bir hikaye…
    Hikayeli şeyler, hikayeli işler, hikayeli hayatlar bir başka oluyor.

    Blogunuzu ve sitenizi kardeşim Bir Dolap Kitap Banu’su sayesinde keşfettim. Bundan sonra da bırakmam, takip ederim. Harika şeylere devam! Başarılar :)

  46. Sabancı Says:

    28 yıldır şu dünya üzerinde yaşıyorum, yollarda, orda burda herhangi bir yerde hiç kağıda raslamadım. Sizleri çok sevdim, ilgiyle okudum ama 4 tane sinek sekizi bulabilirsiniz ama 8 tane buldum demek palavradan öteye gidemez. Viral reklam mı desem, adı üstünde hikaye mi desem.. Hikayeniz çok hoş, ama inanmadım. Sevgiler.

  47. baranokur Says:

    filmi çekilir bu hikayenin…


  48. Sinek 8 i gibi çıktınız karşıma.Burdur-Denizli yöresinin dediği gibi ”DU BAKALIM NOLCEK ?”
    Başarmanız bize iyi gelecektir.Sevgiler.

  49. evinkedisi Says:

    Gerçekten de çok ilginçmiş, benim de takip ettiğim bir blogdu fakat buraya gelmem bugüneymiş iyi ki de gelmişim, başarılarınızın devamını dilerim karı koca :))) Sevgiler…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: