Max Lindegger’in eğitmenliğinde, geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen permakültür çalıştayının videolarını internetten izleyebilirsiniz. Ali Gökmen ve Onur Metin’in yaptığı kayıtlarda kompost yapımı, bitkiler, eş yükselti eğrileri gibi temel permakültür bilgileriyle ilgili anlatımlar var.
Tıklayın: http://vimeo.com/user1923540/videos

Bill Mollison ve Geoff Lawton’ın eğitmenliklerinde geçtiğimiz ay İstanbul’a gerçekleşen PDC (Permaculture Design Certificate) kursuyla da ilgili  Oya Ayman‘ın kaleme aldığı Bütün Sorunlar Bahçede Çözülür adlı harika yazıyı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Adanın yollarında sarı sarı boncuklarla doluydu dün, çarşıya inerken gördük. Yaklaşıp baktık, meğer tesbih ağacının budanmış dallarındaki meyvelermiş. Avucumuza sığanlardan bir buket yaptık, eve götürdük. Tohumların kötü kokuyormuş meğer, püüf!! çıkardık dışarıdaki masaya koyduk.
Bu arada latince adı melia azaderach olan tesbih ağacı permakültürde de sıkça geçen bir bitki. Ayrıca peyzaj mimarlarinin da kullandığı bir ağaç. Dikkatli bakarsaniz yol kenarlarında rastlayabilirsiniz.

Lif kabağının 2 faydalı kullanım şekli var;  bulaşık teli veya banyo kesesi olabiliyor.
Plastik bulaşık süngerleri kullanmayı sevmiyoruz çünkü  hem çabuk eskiyorlar hem de doğada çözünmeyen nesneler ayrıca dokunduğunuzda hissettiğiniz o plastik doku da cabası. Halbuki lif kabağı tamamen doğal, mis kokulu yaşayan şahane bir canlı. Büyüdüğünü izlemek, meyvesini kullanmak ve tohumlarını almak, hepsi ayrı bir zevk. Lif kabağı yetiştirmek ise çok kolay!
Bahar sonu bostanda köşe bir noktaya, toprağın hemen altına tohumu koyun. Suyunda cimrilik yapmayın, tüm kabaklar gibi suyu pek sever. Büyüsün, gelişsin, mümkünse yanında sağlam bir dostu olsun çünkü lif kabağı akrabası su kabağı gibi sarınıcı bir bitki ve bir  yere tutunup onun etrafında, ona sarıla sarıla büyümeyi istiyor. Yaz sonuna doğru meyvesini verecek. Ama büyüyen kabağı hemen koparmamak, bitkinin üzerinde kurumasına izin vermeya dikkat etmeniz gerekiyor.
Kuru kabağın üzerine hafifçe bastırarak kuru dış kabuğunun aynı bir yumurta gibi çatlayıp soyulmasını sağlayabilirsiniz. Soyarken içinden çıkan tohumları bir sonraki ekim için saklamayı unutmayın. Bir de lifinizi ilk kullanımda sıcak suya tutun ki dayanıklılığı artsın.
Merak edip de denemek isteyenler olursa aklınızda olsun, organik tohumlarımızı paylaşabiliriz. Tabii ekim için bir dahaki baharı beklemeniz gerekecek : )

Maçka’da Sebze Hasadı

Temmuz 15, 2010

Bodrum’a dönmeden önce İstanbul’daki son günümüzü bostanımıza ayıralım dedik. Bilenler biliyor, bilmeyenlere kısa özet geçelim: Maçka’yla Nişantaşı arasındaki Dimitrie Cantemir Parkı içinde Can Altay’ın küratörlüğünde düzenlenen bir sergi kapsamında bir “kent bostanı” oluşturmuştuk. Organik kompost ve bahçe toprağı karışımına organik ve yerli türleri ekiştik.  Mayıs’tan itibaren gün be gün büyüyüp geliştiler. Ve Temmuz ayının ortasına geldiğimizde baktık ki neredeyse küçük bir orman yaratmışız! Yükseltilmiş yatakların içinden serpilen mısırların boyu neredeyse 2,5 metre;  yukarıdaki fotoğrafta öndeki bitkiler domates mesela, uzunluğunu ve gelişkinliğini görüyor musunuz?
Etraftan öğrendik ki sebzelerin talibi çokmuş. Gelenin gidenin domatesleri koparıp yediğini duyunca pek sevindik doğrusu. İstanbul’un göbeğinde giderayak sebze hasadı yaptık bir de; bamya, domates, biber, patlıcan, mısır topladık; parkta dondurma satan gençten bir çocuğa hediye ettik sonra..

Çoban Salata Bostanı

Haziran 28, 2010

Keşke zaman “yaz akşamüstleri”nde dursa… Göz almayan bir ışık altında herşey şahane gözüküyor; akşamsefaları çiçeklerini açıp, kokularını salıyor, güneşin yakıcılığı olmayınca dışarıda iş yapmak da kolaylaşıyor.
Bizim bostanın bu yaz durumu iyi.
Bütün alanımızı domateslere ayırdık bu sefer; geçen seneki pembe domates hasadımızdan aldığımız tohumlardan fide yaptık, bir de Bilgi Buluş’un hediyesi olan shumei domateslerinin tohumlarını ektik. Şimdi küçük çocuk boyunda olan 50 küsur domatesimiz var. Hepsi çiçeklendi ama çok azı meyve vermeye başladı.
Domatesleri ektiğimiz alanın her iki yanında 2 tane de yükseltilmiş yatağımız var. Bu yatakla için çok besleyici, bol kompostlu yumuşacık bir toprak karışımı hazırladık. Toprak yüzeyini nemli tutmak için de malç yaptık; yani bir kat karton üzerine kuru ot katmanı. Bir de birbirine faydalı bitkileri yanyana diktik; kadife çiçeklerini, fesleğenleri sebzelerimizin yanından eksik etmedik.
Ve işte sonuç: küçücük, tazecik bir salatalık. Tohumunu Hope vermişti, tabii ki organik…

Bu da eski araba lastiğinden yapılma dev saksısının içinde genç bir balkabağı. Geçen sene bostanın ortasına dikmiştik, her yeri kaplamıştı arsız.
O yüzden bu sene ayrı büyütüyoruz kendisini.

Tenekeden Roka Saksısı

Haziran 4, 2010

Yiğit ve Cemile’ye uğradık geçen gün. Cemile mis kokulu, en doğalından sabunlar yapar, Yiğit şahane fotoğraflar çeker, upuuzun makinası pinokyonun burnu gibidir :)
Bu teneke saksı Yiğit ve Cemile’nin verandasında duruyordu. Ah nasıl basit ama cin bir fikir! Eski tenekelere yeni işlevler kazandırıp çokça kullanıyoruz buradaki ahali olarak; ama çoğunlukla dik halde. Cemile ise yan yüzeyini kesmiş tenekenin ve rokalarına saksı yapıvermiş. Tenekenin derinliği gayet yeterli, içindeki toprak ise eskiden ineklerin bağlı durduğu yerden yani güzel gübreli; daha ne olsun!
Eğer şehirde yaşayıyorsanız siz de yapamam olmaz demeyip mutfak pencerenizin önünde -eğer güneş alıyorsa- kolaylıkla roka, maydanoz, taze soğan yetiştirebilirsiniz. Deneyin, görün, yiyin!

Eve Dönüş

Mayıs 26, 2010

Şehirden sakinliğe… 8 gündür ayakkabıdan çıkamayan ayaklar yeniden toprağa basmaya başladı. Kuşların güneş doğarken başlayıp akşam olana kadar susmayan cıvıldak sesleriyle dinleniyor kulaklar. Terasta bir akşamüstü uykusu… Rutin işlerin dinlendiren etkisi yeniden; çalı süpürgesiyle yeri süpürmek; çiçeklere su vermek, kuru yapraklarını, yabani otlarını temizlemek; ipe çamaşır asmak, verandaya düşen kıpkırmızı nar çiçeklerini bir çanağa toplamak…
İstanbul’da çok yorulduk…