Sabah fırtınaya uyandık. Meteoroloji insanları diyordu da aklımız almıyordu; elektrik yüklü kümülüsler gerçekten geldi, şimdi de üzerimizde fırtınalar esiyor, yağmurlar yağıyor. Ama yazının konusu bu değil..
Bugün sabah bir arkadaşımızın gönderdiği linki görünce size de duyuralım istedik. İstanbul’un güzel semti Kuzguncuk‘ta bir bostan vardır. Şehrin nadidelerinden.. Burayı yapılaşmaya açmaya uğraşanlar harekete geçmiş, mahalleli tabii ki istemiyor, destek ve dayanışma bekliyor. Biz yaşadığımız yerin nasıl bir anda beton yığınına dönüştüğüne şahit olduğumuz için durumun vehametini ve Kuzguncukluların endişesini hissettik ve bu konu hakkında yazalım dedik.
Daha önceki yazıları okuyanlar biliyor; Bodrum’daki evimizin yanındaki mandalina bahçesi çok kısa bir sürede 3 dönümlük, nefes almayan, ot bitmeyen, kuşların konacak dal bulamadığı için uğramayı kestiği bir beton yüzeye dönüşmüştü. Biz mal sahibi olmadığımız için elimizden geldiğince karşı çıkmıştık ama arazi sahibi olan köylülerin çok azı bu durumdan rahatsız olduğu için inşaat rahatça ilerlemişti. Köylülerin çoğunun bahçeyi satın alıp otogara dönüştüren firmanın (Nilüfer Turizm oluyor kendileri) adamlarının peşinde ciğer bekleyen kediler gibi dolaşmasını şaşkınlıkla izlemiş, inşaatın bizim onca emekle oluşturduğumuz bostanımıza sulanmasına inanılmaz öfkelenmiştik. İnanılmaz ama adamlar öylesine yokedici bir enerjyle doluydu ki, bizim bostanda büyüyüp, iki arazi arasındaki duvara tırmanarak onların arazisine geçen kabaklarımızı bile ‘sınırı ihlal ettikleri’ için kimseye sormadan söküp atmışlardı. Kabak bu, elbette büyür, uzar gider, zarar vermez ki sadece besler. Ama para ve güçten başkasını tanımayanlar için kabakmış, bostanmış, emekmiş, canlıymış… hiç önemi yok.
Böyle olduğunu görmek insanın hayata dair umudunu zedeliyor. Ama biliyoruz ki yaşamı savunmak gerek; her zaman her yerde. O yüzden Kuzguncuk’taki bostanı korumak gerektiğini, bunun da ancak birçok kişi bir araya gelinerek mümkün olacağını düşünüyoruz. Bodrum’da, bizim olduğumuz narenciye bahçeleri diyarında, köylülerin çoğu topraklarını, ağaçlarını savunmayı seçmedi, birleşip karşı çıkmadı. Kuzguncuklular ise durumun farkında ve desteğe ihtiyaçları var; aşağıdaki linke tıklayıp imzanızı verin.
http://kahramanbostan.org/imza.asp

Blogda yayınladığımız fotoğraflara görmediklerinizi de ekleyerek 3 güzel albüm yaptık; Yeşilmişik‘te yemyeşil hayatımızdan kareler var, Kitaplarımızı Hazırlarken‘de adı üstünde, kitapların son hale gelene kadar geçirdiği aşamalara dair fotoğraflar, Defterler ve Diğer İşlerimizde ise atölyemizden çıkan bilumum işin fotoğrafları yer alıyor.

Hepsine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Umarız içinizi açar hepsi.

Permakültüre Giriş Kursu

Ağustos 26, 2010

Buraya her zaman kendi çektiğimiz fotoğrafları koymaya özen gösterdik ama bu bir istisna! Permakültür kavramının babası Bill Mollison’ın şu sıra fotoğrafını çekecek kadar yakınında değiliz fakat kendisini buraya koymamızın bir sebebi var:
25-26 Eylül tarihlerinde İzmir’e bağlı Marmariç köyündeki Türkiye Permakültür Enstitüsü’nde Permakültür’e Giriş kursu verilecek. Biz bu tarihlerde İstanbul’da matbaa işleriyle uğraşıyor olacağımızdan ne yazık ki katılımcı olamayacağız. Ama size şiddetle öneriyoruz. Detaylar için buraya tıklayabilirsiniz.

Kendi düğünümüzü yapma sürecinde şunu farkettik: düğün için yapılan, alınan, planlanan şeyler konusunda alternatif üretenler ülkemizde pek az. Hep aynı şey olup bitiyor; sonuç da marketden alınmış dondurulmuş ürünleri mikrodalgada ısıtıp masaya koymaya benziyor. Halbuki nasıl en taze, yetiştireni belli, doğal besinleri,  özene bezene elde hazırlayıp, eş dostla beraberce pişirip sofraya koymak diye bir yemek alternatifi varsa düğüne de benzer bir samimiyet ve hisle yaklaşmak mümkün.
Hazır biz böyle bir süreçten yeni geçmişken, dedik ki şu yapıp ettiklerimizi, bize sunulanlar yerine seçtiklerimizi şöyle bir sıralayalım. Daha sade şeylerin peşinde koşanların, bir iş yaparken çevresine, doğaya mümkün olduğunca en az zarar vermek isteyenlerin en büyük derdinin hayal ettiklerini hayata geçirmek olduğunu biliyoruz. Belki bizim deneyimlerimizin bu minvalde size bir katkısı olur…
1.Düğün mekanı: Ev olabilir mesela. Bir arkadaşınızın, sizin, tanıdığınızın. Tabi bu durum mekanın alabildiği kadar davetli olmasını gerektiriyor ama ‘küçük iyidir’ diyenler için ideal. Bir diğer avantaj da mekanı istediğiniz süslemeleri imece usülü yapmak. Tül giydirilmiş, plastik sandalyeler yerine düğünden sonra da kullanabileceğiniz süsler bulabilirsiniz. Biz bunun için İstanbul’da oldugumuz bir zaman, Eminönü’ye uğramıştık. Kağıt süsler, fenerler, mumlar, balonları toptancısından almıştık. Biraz dolaşmak, aradığınızı bulana kadar gezmek gerek ama Eminönü’nün hayat dolu hengamesini sevenler için bu ekstra bir zevk bile olabilir. Süsleri düğünden bir gün önce arkadaş grubuyla beraber etrafa takmak ve bu sıradaki eğlence de cabası..

2. Nikah Şekerleri:  Yeni evlenen bir çift olarak nikah şekeri denen nesneleri anlamakta açıkcası başta zorlandık. Ama evet ‘o günün anısını gelen davetlilere hatırlatacak bir nesne’ imiş sorunun cevabı. Niyet güzel fakat hazır satılanların malzemeleri çoğunlukla plastik, işlevleri ise pek yok, estetik olarak da kötüler. Ama en önemlisi gelen davetlilerin o günü hatırlamaları için o günün rengine, kokusuna, hissine dair hiçbirşey içermiyorlar. Bizim bunun için bulduğumuz fikir ‘lavanta kesesi yapmak’ oldu. Bunun için Bodrum pazarından bir kilo kuru lavanta ve pamuklu kumaş aldık. Keselerin dikimi için de bir arkadaşımızdan yardım istedik. Dudumaya adı altında organik ve doğal kumaşlarla kendi tasarımlarını hayata geçiren sevgili İlknur’la kafa kafaya verdik. 3 günlük çalışmanın sonunda keselerimizin hepsi hazırdı. Yapılış hikayesini ayrıca buradan, İlknur’un kendi blogundan da okuyabilirsiniz.
3. Gelin Çiçeği: Çiçekçiden almak yerine kendiniz de toplayabilirsiniz. Bizimki bu yörede yaz ayları bolca bulunan, kendiliğinden orada burada fışkıran, adını -ne yazık ki- bilmediğimiz yerel bir ot, ahtapot bacağı gibi kıvrılan sapları boyunca minik beyaz çiçekleri var. Bu demeti pek sevgili arkadaşımız Ebru, düğün evinin hemen yanındaki, ortasında ineklerin otladığı bir boş tarladan toplayıp yapmıştı. Yürüyüşe çıktığımızda bu güzel ota gözümüz çarpıyor, düğün çiçeğinin etrafta yetişmesi, arada sırada yeniden toplayabilmek iyi bir şey doğrusu..

4. Yeme-İçme: Avludaki bu uzun masa üzerine dizdiğimiz yiyeceklerin doğal, yerel, nereden geldiğini, nasıl üretildiğini çok iyi bildiğimiz, tanıdıklarımız tarafından bu düğün için, içine sevgi de katılarak üretilmiş olmasına özen gösterdik. Üzümleri, incirleri, tam buğday unundan bazlamaları, otlu saç böreklerini yerel tohumlarla çiftçilik yapan Cevdet’ten aldık. Cevdet abinin hanımı taptaze bazlama ve börekleri bizim için düğün günü elleriyle açıp, odun ateşinde pişirerek hazırladı. Sonra da koca bir pakedi, Mumcular köyünden Bodrum’a giden dolmuşa verdiler. Bir arkadaşımız da dolmuşun durduğu noktadan alıp yiyecekleri düğün evine getirdi! Meyveler ve hamur işleri haricindeki tüm yiyecekleri ise Gümüşlük sahilindeki en favori ev yemekcimiz Dalgıç yaptı. Gümüşlüklü teyzeler alışık oldukları kabak çiçeği dolması, yaprak sarma, mercimek köfte, patlıcan salatasından oluşan Ege menüsünü bu sefer de bizim misafirlerimiz için hazırladılar.

İşte böyle… Aktarmaya çalıştığımız bu küçük çözümler umarız mütevazi düğünler için ihtiyacı olanlara ilham verir.

Düğün Günü Yazısı

Temmuz 31, 2010

Dün geceden eğlence başladı. Herkes hazır. Bugün ‘evet’ demeler günü. Bu yazıyı yazdığım masanın hemen yanından itibaren evimizin her köşesinde muhteşem insanlar var. Davetlilerin geceden kalma bır kısmı etrafa yayılmış uyuyor. Kedigiller ise çoktan uyanıp yemeklerini yediler.
Birazdan bu tuşların yüzeyi ve parmak uçlarım buluşmayı bırakacak. Ve bu andan itibaren zaman tavşan hızında ilerlemeye başlayacak…Birazdan hep beraber evden çıkacağız. Elimiz kolumuz gelinlik, damatlık ve onun bileşenleriyle dolu…

Birazdan Bodrum’dan İzmir taraflarına doğru yola çıkıyoruz. 1 hafta boyunca Max Lindegger ile permakültür prensipleri üzerinde çalışıyor olacağız, 30 küsur kişi birarada. Gitmeden sıkı takipçilere bir not bırakalım dedik: köyde internet bağlantısı oldukça zayıf; yeni yazı giremezsek meraklanmayın. Bir de çok uzaklaşmayın, dönünce herşeyi anlatacağız!


Anlatın bakalım neler oldu; Buket, Caner, Pınar, Neslihan, Begüm, Duygu, Egle, Zehra, Neşe.. Bodrum’daki hazırlıklardan başlayarak tüm fotoğrafların olduğu albümü facebook sayfasına ekledik, haberiniz olsun. “Sinek Sekiz Yayınevi” diye arayın, gruba eklenin, sizdeki fotoğrafları da ekleyin. Neşe’den ayrıca video kaydını bekleriz..

Pazar günü Maçka Parkı’nda toplandık. Muğla’nın Kemer Köyü’nden, atadan kalma tohumlarla çiftçilik yapan Cevdet ve Fatma Türk’ün Sinek Sekiz Kent Bostanı’na hediyesi olan fidelerin dikilme zamanı gelip çatmıştı zira.
Sabahın öğleye yaklaştığı saatlerde etrafta parkın yerleşik sakinleri olan kediler etrafta sakince dolaşıyordu. Bir önceki günden arta kalan toprak dolu çuvallara meraklı bakışlar atarken yakaladık bazılarını. Bazı haylazların ise fideleri ekeceğimiz toprağın üzerine çıkıp eşelediğini, çeşitli çaplarda oyuklar yarattığını farkettik.
Vakit ilerledikçe bostanımıza ziyaretçiler gelmeye başladı. Birçok anne, ellerinin toprağa, bitkiye değmesini istedikleri çocuklarıyla beraber yanımıza geldi. Minik kız ve oğlanlara, kendileri gibi minik fideleri tanıttık; domatesleri, bamyaları, salatalıkları, patlıcanları, fesleğenleri gösterdik. Çocuklar yavru bitkileri minik elleriyle kavrayıp, yumuşak ve yavaş hareketlerle toprakta küçük oyuklar açıp, fideleri özenle diktiler. Biz de “devamı gelsin!” diyerek her birine bir fesleğen fidesi hediye ettik.
Vakit ilerledikçe kalabalık arttı.  Blogdaki duyurumuzu okuyup da gelen takipçilerimizle uzun uzun sohbet ettik. Tanışmış olmak, çok hoşumuza gitti doğrusu! Çeşit çeşit konudan, ama en çok “şehirden uzak, doğaya yakın yaşamaktan” bahsedildi. Bir de Nişantaşı ve Maçka civarında oturan ve parkı en çok kullanan mahalleliyle tanıştık.
Bir kısmı,”Hadi canım, burada patlıcan mı büyürmüş!” dedi, bazısı aferimi verdi, bir kısmı da bize yardım etti. Yediklerinin lezzetsizliğinden, besinlerin plastikleşmesinden dem vuranlarla uzun uzun konuştuk; yerel tohumların ve doğal yetiştirme yöntemlerinin öneminden, konvansiyonel tarımın sürdürülemezliğinden ve tüm canlılara verdiği zararlardan bahsettik.
Günün sonunda, 3 yükseltilmiş yatağa toplam 80 fide diktik, 30 tane de tohum attık. Domates ve bamya fideleri bir alanda, biber ve patlıcanlar hemen yanda, salatalık ve mısırlar da bir arada hemen yakında. Aralara da zararlı böcekleri uzak tutmak için bolca fesleğen ve kadife çiçeği koyduk. Fideler biraz palazlanıp kendilerine gelene kadar yükseltilmiş yatakların etrafını yumuşak bir telle kapladık. Mis gibi toprakta eşelenmek isteyen kedi ve köpeklerin böylelikle küçük bostan alanlarımıza girmeyeceğini umuyoruz. Fideler büyüyünce bu teli kaldıracağız, zaten biz istemesek de sebzeler büyüyüp dışarı taşmak isteyecekler.
Bakalım neler olucak, heyecanlı süreci başlattık…

Maçka Dimitrei Cantemir Parkı’ndaki Sinek Sekiz Kent Bostanı için oluşturmak istediğimiz sebze yataklarının yapımı için İstanbul’dayız dünden beri. Bugün sabahtan Beykoz’a gittik. Sebze yataklarının en üst katmanınıı oluşturacak kompostu, Beykoz’daki Öğümce Köyü’nde yaşayan Cumhur Denizkıran’dan aldık. Cumhur Bey otları, bitki ve orman artıklarını bir yerde biriktiriyor ve hepsi çürüdükten sonra oluşan zengin içerikli kompostu fidelerini yetiştirmekte kullanıyor. Bu harika bileşime ihtiyacı olanlara  www.toprakana.com.tr sitesi üzerinden gönderim de yapıyor. Cumhur Bey daha fazla değil daha sağlıklı tarım yapmanın mücadelesini veriyor, biz de kendine destek olmaktan mutluluk duyduk, kompostumuzu aldık ve Maçka Parkı’na geldik.
Kemerburgaz’dan getirdiğimiz bahçe toprağını, el arabasıyla onlarca tur yaparak sebze yataklarına taşıdık. Yaklaşık 60 cm eni, 3 metre boyu olan 3 ayrı yatağımız var. Bu yataklara “Kardeş Bitki” prensiplerini uyarak sebzelerimizi dikeceğiz. Kardeş Bitkiler de ne ola diyenler: http://www.kardesbitkiler.blogspot.com/
Sebze yatakları ile ilgili en detaylı bilgiler için ise tabii ki Meyveli Tepe’ye bakmanızı öneririz: http://meyvelitepe.typepad.com/meyvelitepe/2009/05/sebze-adalari-1.html

İşte gördüğünüz gibi; kompost hepimizin avuçlarından geçip toprağa eklendi. Artık ekime hazırız. Bu arada hepiminizi yarın Maçka Dimitrei Cantemir Parkı’na bekleriz. Sabah 10:30’dan itibaren fidelerimizle parktayız, gelirseniz birlikte dikeriz : )

Lüfer gereğinden küçük ve fazla sayıda avlandığı için yok oluyor! Bir Slow Food konviviyumu olan Fikir Sahibi Damaklar, bu duruma dikkat çekmek ve koruma yöntemleri oluşturmak amacıyla, TÜDAV’la birlikte  kolları sıvadı. Kampanyadan haberdar olmak ve Defne Koryurek’in söylediklerine kulak vermek için  burayı tıklayabilirsiniz. Sitedeki imza kampanyasına katılıp siz de bu sorumluluğu paylaşın.