Hasret Çekerken…

Eylül 8, 2010

İstanbul’a geleli bir hafta oluyor. Ege kıyılarının yağmurla tetiklenen o sonbahar değişimini kaçırıyoruz; yeni yeni çıkmaya başlayan yabani otlarını, yeşillenen tepelikleri, kumsal kalabalığından kurtulan denizi özlemek için 7 gün çok yeterli bir süre… Ama bir de bizimkiler var, burada hasretini çektiğimiz, 4 kedi 1 köpekten mukabil ev ahalisi. Pazartesi günü küçük Sinek Sekiz grubu olarak Kuzguncuk’ta kahvaltı etmeye gittiğimizde, ara sokaklardan birinde bu tatlı kedili tabelayı görünce içimiz cız etti; ‘ne yapıyor bizim kuntinler acaba?’ dedik. Bugri verandadaki mavi kutunun içinde uyuyordur, Kıpti sedirdedir, Ponyo ve Pudu’da bahçede farklı yerlerde ama toprağın üstünde kıvırlmış kestiriyordur kesin.

Bugrisu

Ağustos 20, 2010

Fotoğraf makinemiz düğün zamanı bir arkadaşımızın çantasında seyahat ederek bizden uzaklaştığından beri olup bitenlerin fotoğrafını çekip altına yazacaklarımızla beraber blogumuza ekleyemiyoruz. Bu yukarıdaki yakışıklımızı 2 hafta önce çekivermiştik, şu keyifci halinde de pek bir değişiklik olmadığından ve şu zor zamanlarda baktıkça içimizi mutlulukla doldurduğundan bari dedik Bugri’yi koyalım sayfamıza.
Neden mi zor zamanlar? Korunması, yaşatılması gereken, yaşayan yerler ranta çevrilmeye çalışılıyor küstahça, gözümüzün önünde.. Bizim bahçemizin arkasında böyle mevzular var şu sıra, detaylarını bilahare yazağız. Buradaki küçük, şirket eliyle yütülen küçük bir örnek ama yapılmak istenen şey bu ülkenin her yerinde ve çok daha büyük ölçekte devlet eliyle yürütülüyor. Karadeniz’de ve Güneydoğu’da su üzerinden yapılan kar hesapları o kadar canlının hayatına kasteder halde ki, insan haberleri okudukça planların içindeki kötülük miktarına şaşırıyor. Bugün size iki haber linki verelim o halde, Hasankeyf ve Loç Vadisi hakkında, buyrun:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1014472&Yazar=YE?YL&Date=21.08.2010&CategoryID=96&CMessageID=700335&CRes=1#fc700335
http://bianet.org/bianet/cevre-ekoloji/123760-loc-vadisi-heslere-karsi-isyanda

Her Cuma Bodrum’da pazar alışverişi günüdür. Dün de sepetlerimizi, keten çantalarımızı alıp pazara gittik. Çıkarken bizim pisiler klasik öğle uykularına dalmak üzerelerdi. Oh ne ala değil mi?

Çok derece sıcakta, sera gazına katkıda bulunmayan klimasız arabayla Bodrum otogarının üzerindeki yarı açık pazar alanına vardık. Meyve sebze pazarlarının kendine has bir kokusu vardır ya, işte onunla çevrelendiğinizde tüm gün midenize hiçbirşey girmeden de dolaşsanız en lezzetli yemekleri yemiş kadar olursunuz. Biz de işte böyle bir mutluluk ve huşu içinde tezgahlar arasında dolaştıktan sonra müdavi olduğumuz noktaya vardık; Meyve Mirası tezgahı.

Cevdet Türk, tarlasında yerli tohumlarla kimyasal girdi kullanmadan tarım yapmaya devam eden kıymetli ciftçilerimizden biri. Cevdet abi’den bu hafta özel bir dileğimiz var: 31 Temmuz’daki düğünümüz için hanımı Fatma abla’nın yaptığı inanılmaz lezzetli tam buğday ekmeği ve saçta pişmiş otlu böreklerden istiyoruz. Cevdet Abi de seve seve bu işi üstleniyor; haftaya cumartesi günü sabahtan köyde ekmek ve börek yapımına başlanması konusunda anlaşıyoruz. Öğleden sonra 3’te köyden Bodrum merkeze  doğru inen dolmuşa kumaşa sarılmış lezzet pakedimiz teslim edilecek. Bizden biri de 1 saat sonra otogardan teslim alacak. Düğün sofrasının ilk bileşeni böylece halloldu.

Pazardan haftalık taze yemek alışverişimizi yapıp çıkıyorduk ki,  tek gözü görmeyen, şık bir hasır şapka giymiş yaşlıca bir amca ve yere serdiği örtüsünün üzerindeki tahta işleri dikkatimizi çekti. Elleriyle yaptığı onca emek, sevgi, özen, incelik gerektiren işleri biraz seyrettikten sonra düğünde yemeklerin açık büfe olarak sunulacağı masadaki mezeler için ne kadar şahane olacaklarını farkettik! Ve ağaçtan elde oyulmuş, amcamızın tanesini 2 liraya sattığı bu muhteşem çatal ve kaşıkları mutlulukla  çantamıza attık.

Düğün soframızla -ve diğer detaylarla- ilgili maceralarımızı zamanımız oldukça paylaşacağız ama bu koşturmaca içinde yetişemezsek hoşgörün olmaz mı?

Telaşe

Temmuz 6, 2010

Oysa verandada herşey ne kadar sakin… Bu sene meyvesi bol olan erik ağacı, dallarını ayaklarını iskeleden sarkıtan küçük bir kız gibi aşağıya uzatmış… Fotoğraftan kulağınıza gelmeyen ama bizim çok alışkın olduğumuz bahçenin küçük kıpırtılı akşamüstü sesleri var etrafta..
Burası Bodrum; yaşadığımız, çalıştığımız evin verandası. Bir hafta oldu uzak kalalı; Ankara’da koşturduk, yarın da İstanbul’a gidiyoruz. Dönüş pazara… Telaşesiz, geniş zamanları özledik. Masa başına oturup saatlerce huzur içinde çalışmayı.. Neyse, az kaldı.

Kedi Susam İçin

Haziran 27, 2010

Susam’la Maçka Parkı’nda PARK: Bir İhtimal projesinde bostanımızı yaparken karşılaştık; 16 Mayıs Pazar günü, sabah.. Bostan yataklarının hemen yanındaki Nils Norman’ın çocuk oyun alanında kan izleri gördük. İlk önce biri, orda uyumaya karar veren bir gececi, kafasını kolunu bir yere çarpmıştır dedik. Ama sonra yanımıza bir kedi geldi, olağan dışı bir miyavlamayla.
O anda gördük Susam’ı. Hasta olduğu, acı çektiği belliydi. Sakin bir hamleyle tuttuk, kucağımızda severken nesi var nesi yok baktık. Kuyruk altı bölgesinde dev bir enfeksiyon, kurtlanmış yaralar, ishalden bitkin düşmüş, zapzayıf bir beden…
Hiç vakit kaybetmeden veterinere koşturduk tabii. Parktaki kedilerle ilgilenen bir kadın yardımcı oldu, bizim ekipten Elif ilgilenmeye devam etti sonra. Ve kurtardık Susam’ı, ölmedi.
Ve geçen gün Elif’ten Susam’ın ev aradığı haberini aldık. Bünyesi hala zayıf o yüzden parka dönmese iyi olucak. Ve hala çok iyi kalpli, bütün kediler gibi.
Siz sevgili okuyucularımız arasından BİRİ vardır belki, olmalı. İstanbul’da yaşayan, Susam’ı evine kabul edecek? Susam’ın vereceği huzura, sakinliğe, bilgeliğe kıymet veren?
Haber edin, bekliyoruz…

Küçük Bir Kırık

Haziran 10, 2010

Geçen gece yemek zamanı Bugri’yi ortalarda göremedik. Gelir heralde deyip diğer 4 kedimize ve şaklaban köpeğimiz Cimbim’e yemeklerini verdik. Herkes mamalarını bitirip yalanma faslı başlamıştı ki Bugri çıkageldi; çığırtkan, acılı, yüreğimizi dağlayan miyavlamasıyla. Anladık, birşey oldu. Nazikçe baktık, omurgasının bittiği yerde bir darbe izi var; kesinlikle dokundurmuyor; belli ki içte birşeyler olmuş. Vakit kaybetmeden veteriner arkadaşımız Levent’i aradık ve muayenehanede buluşmak üzere sözleştik. Kontroller, tetkikler, bir röntgen… evet teşhis doğru, Bugri’nin kalça kemiğinin üzerinde bir yerde, minicik bir kırık var. Bahçede fındık faresi, kertenkele peşinde koşarken birşey olmuş belli ki. Kırık, kendi kendine 1 haftada kaynar dedi Levent ve bol istirahat önerdi.
Aldık geldik kıymetlimizi, bolca sevdik, rahat yerini hazırladık.
Bugri bizim yeri beğenmedi, kedi olmadığımız için biz bilemiyoruz tabii en keyifli uzanma köşelerini. Şimdi alt odanın verandaya bakan penceresinde, dinlencede…

Hep duyuyorduk, “yazdıklarınız, fotoğraflarımız içimizi açıyor, çalışırken, evde bunalırken”.. İstanbul’a gidip gelince ne demek istediğinizi çok daha iyi anlamış olduk. Bu minvalde  şehirdekilere faydalı bir yazı ekleyelim yine:
Bu haftasonu iki önceki yazıda geçen o şahane reçelden tatmaya Aslı sultana kahvaltıya gittik.

Böyle bir masa ve en sevdiğimiz arkadaşlarımızı biraradaydı. Aman yarabbi! Turunç reçeli gerçekten muhteşem, Aslı’nın tarifine gözünüz kapalı güvenin, bu arada tarife gelen yorumları Aslı’yla beraber okuduk, “kutludamla” ne güzel araştırmış, bir sürü faydalı bilgi iletmiş, aaa ne iyi dedik, teşekkür ettik uzaktan beraber. Sonra bol sohbet, kiraz, kavun, peynir… Sonra dağıldık; bir kısmımız sahile yüzmeye, bazıları pazar alışverişine tezgah gezmeye, biz de eve boya badana işlerimize..
Dev boya işlerimiz var; dış cephenin kireci, pencere kenarlarının çivit mavisi, tepelerin mavi çizgisi, içeride odaların işleri… Birkaç gün önce fırça tutmaya başladık, yavaş ama emin adımlarla ilerliyoruz. Bugün Ege dış cepheye geçti; fotoğrafta en tepede görüyorsunuz kendisini ama upuzun fırçası niyeyse çıkmamış…
Evin kireçlemekte olduğumuz doğu cephesinin baktığı bahçeye eşeğini bağlıyor bizim yoğurtçu dayı. Evinden eşeğiyle bize geliyor, 3 kilo yoğurdumuzu alıyoruz, dayının hanımının yaptığı katkısız en doğal haliyle yoğurt… Neyse bugün de güzel gözlü eşek hanım bizim bahçedeymiş, sesini duyduk boya yaparken, ilk bağlandığında gölgelik olan alanı, güneş yer değiştirince çok sıcak olmuş, biraz anırdı, anladık, gittik ipinden tuttuk gölgeye getirdik, memnun oldu. Bizim kedi kardeşleri görüyor musunuz, fotoğrafın gerisinde, taş duvarın üzerinde, meraklı veletler : )

Beyzademiz Kıpti’nin ise keyfini hiçbirşey bozmuyor, kuru otların yanında onunla beraber eşek mi varmış, deve mi.. Hiiç umuru değil.

Akşam oluken dışarıdaki badana işlerine de ara verildi. Eşek hanım evine döndü, kediler mutfağın yolunu tuttu, biz de odalara iş başına döndük. Salı’ya kadar yetişmesi gereken kağıt işlerimiz var; menüler, defterler.. Yeni bir hafta başlıyor, adım adım yaza yaklaşıyoruz : )