2011 Ağaç Yılı

Aralık 27, 2010

Ernest Callenbach Ekoloji Cep Rehberi‘ndeki biyoçeşitlilik başlığının altında şöyle diyor: “Çeşitlilik farklılık demektir ve dünyanın güzelliği yaşamın bu göz alıcı bolluğundan gelir. Tek bir orman arazisinde düzinelerce ağacın ve çok daha fazla çeşit çalının şekillerinden ve boyutlarından oluşan sonsuz bir karışım görebilirsiniz. Bitki örtüsü, hepsi de zarif bir biçimde bir arada yaşayan ve etkileşimde olan memelilerden, kuşlardan, çiftyaşamlı hayvanlardan, sürüngenlerden ve böceklerden oluşan, neredeyse algılanamaz çeşitlilikteki zengin bir topluluğu barındırır. Ve bir ekokistem ne kadar fazla türü içinde barındırıyorsa biyoçeşitlilik açısından da o kadar zengin demektir.”
2010 yılı Dünya Biyoçeşitlilik yılı ilan edilmişti.  2011 ise Ağaç Yılı. Bu sene bir ağacı gözlemleyerek üzerindeki yaşamın çeşitliliği ve güzelliğiyle keyiflenme ve hayattaki küçük şeylerin daha çok farkına varma zamanı. Bunu denerseniz hayatınızın değişeceği ve mutluluğunuzun katlanarak artacağını biz garanti ederiz.
The three year adlı site 2011 için şöyle bir aktivite de öneriyor:
-Yolunuzun üzeri, evinizin önü, yakınınızda olan bir ağacı  seçin.
– 1 sene boyunca ağacınızı gözlemleyin.
– Gözlemlerinizi fotoğraf, yazı ya da çizim olarak kaydedin ve paylaşın.
Ne dersiniz? Biz bu işe varız, ağacımızı şimdiden seçtik bile. Yeni yıl her hafta bir kez kendisiyle ilgili yazacağız.

Aşağıdaki fooğraflar ise Cimbimle bu sabahki yürüşten..
Dün geceki yağmurdan sonra taşlar ve toprak pasparlak, yapraklar yemyeşil, hava da tertemizdi adada..

Reklamlar

Max Lindegger’in eğitmenliğinde, geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen permakültür çalıştayının videolarını internetten izleyebilirsiniz. Ali Gökmen ve Onur Metin’in yaptığı kayıtlarda kompost yapımı, bitkiler, eş yükselti eğrileri gibi temel permakültür bilgileriyle ilgili anlatımlar var.
Tıklayın: http://vimeo.com/user1923540/videos

Bill Mollison ve Geoff Lawton’ın eğitmenliklerinde geçtiğimiz ay İstanbul’a gerçekleşen PDC (Permaculture Design Certificate) kursuyla da ilgili  Oya Ayman‘ın kaleme aldığı Bütün Sorunlar Bahçede Çözülür adlı harika yazıyı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bizim bahçemiz Nilüfer Turizm’le betonlaşmaya açılmıştı, yerimizden olmuştuk. Bu sefer Orya Enerji ve Ümran Boru başrolde, yer Karadeniz, Loç Vadisi. Ağaçları, dereleri, doğayı kendilerinin sanan şirketler o kadar çok ki. Ellerinden gelse insanları da makineleriyle kazıp atarlar, ama bunu yapamadıkları için satın almayı yeğliyorlar. Bazı insanlar, bazıları ama, çok azı yaşadıkları yere tavşanın deliğine, kuşun dalına olduğu gibi bağlı oldukları için bir takım plazalarda değil vadilerinde yaşıyorlar. Toprakla değil parayla yaşayan bir takım şirket sahibi insanlar ise kendilerinde bu insanları ve onların bağlı olduğu dereleri, vadileri yok etme hakkı görüyor.

13 gün olmuş, dün yanlarındaydık. Kabataş’tan Karaköy istikametine giderken, Karaköy’e varmadan sağda, uzun, sessiz, kıpırtısız beton yığını Orya Han’ın önünde  sarı yemenileri, pankartları, konuşan, direnen kadınlar var. Duymuyorsunuz belki görmüyorsunuz ama 13 gündür evlerini yok edecek olan şirketinin binasının önünde, sırtlarını binalara, yüzlerini insanlara dönmüş otutuyorlar.
Siz de destek olun, yanlarına gidin, bilgilenin, okuyun: http://locvadisidireniyor.wordpress.com/

Bodrum’da toprağa ve tohuma hakkını vererek üretim yapan çiftçilerin ürünlerine ilk elden ulaşmaya, bildiğimiz üreticilerden un, zeytinyağı gibi temel gıdalarımızı kolaylıkla ve gönül rahatlığıyla almaya alışmıştık. İstanbul’a gelince bu konuda zorlanacağımızı düşünüyorduk ama öyle olmadı; siyez bulgurunu bile bulduk! Arkadaşımız (bir kere daha arkadaşlar sağolsun : ) Cem Birder’in kurduğu TOPRAKANA sitesi sayesinde, bulgurların hasını yani Kastamonu’nun siyez bulgurunu, hem de üreticisini görerek, organik üretimine destek olarak satın alabiliyoruz. Şehirdeki okuyucularımıza, yerel tohumu, küçük çiftçiyi, sağlıklı gıdayı destekleyen bu sanal-organik-küçük çiftçi pazarını samimiyetle tavsiye ederiz.  http://www.toprakana.com.tr/

Kesilen saçların da geri dönüştürülebileceğini ve çöpe gitmek yerine ihtiyaç duyan birine, hem de bir çocuğa faydalı olabilecek hale getirilebildiğini biliyor muydunuz? Açıkcası biz bu yaza kadar böyle bir şey duymamıştık, ta ki düğün zamanı Gümüşlük’te toplanan arkadaşlarımızdan biri, Ayşegül, saçını kestirene kadar. Ayşegül upuzun kıvırcık saçlarını Nazlı’ya, evlerinin önünde kestirip Gümüşlük sahiline geldiğinde bize şöyle demişti: ‘Lösemili çocuklara peruk yapılmasını sağlayan gönüllü kuruluşlar var. Saçlarımı kestirmeden önce toplayıp atkuyruğu yaptım, sonra kesildi, kalan parçayı zarfa koydum. Saçlarımı lösemili yüzünden kel kalmış bir çocuğa peruk yapılması için göndereceğim.’
Biz birkaç haftaya kadar biri upuzun öteki kısacık iki kişiydik. İrem Çağıl (yani ben) saçlı, Egemen Özkan ise keltoş. Ama şu anda ikimizin de  ensesi açık.
Son on beş yılımı uzun saçlı olarak geçirdikten sonra, bir anda kısa saçlı olmaya karar verince aklıma Ayşegül’ün söyledikleri geldi. Saçlarımı bağlayıp öyle kestirdim, kalan kısmı göndermek için sakladım ve bu faydalı fikri sizinle paylaşmaya karar verdim.
Lösemili çocuklara peruk yapma işini üstlenmiş birkaç gönüllü kuruluş var. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de bu konuyla ilgilenen bir aracı yok ama yurdışındakiler şunlar:
http://www.wigsforkids.org/
http://www.locksoflove.org/
Eğer bir gün saçlarınızı kestirmeye karar verirseniz aklınızda olsun.

Ekim 12, 2010

Bu şahane animasyonu sizinle de paylaşmak istedik. Adı; Gala, yönetmeni Mahiro Maeda. Bitene kadar izleyin ama sürprizi sonda!

Kokinogiller

Eylül 30, 2010

Evet, Kokinogiller‘le tanışma vakti. Aslında bu fotoğraflarda gördüklerinizden ibaret değiller, dünyada birçok farklı Kokino mevcut. Mesela şu anda bir tanesi, en kırmızı olanı, aşkı ve bereketi simgeleyeni Bodrum’da bizim evde yaşıyor. Bu yukarıda gördükleriniz ise şehirli  Kokinolar; Beyoğlu’nun Cihangir semtinde yaşıyorlar, kedileri ve canlı renkleri seviyorlar, hayatı da öyle. Detaycılar, kitapçılar. Arkadaş canlısı olmakla beraber az konuşup çok bakarlar, kısık gözlerinin ardından tatlı tatlı gülümserler.
İstanbul’daki 3. haftamızı birlikte geçirdiğimiz, biricik arkadaşımız Ezgi, Kokino’ları hayata geçiren kişi. Biz kitap kapağıdır, dizgidir, düzeltidir uğraşırken Ezgi de ince ince çalıştı, keçeleri kesti, dikti, içlerine pamuk doldurdu, kumaşlardan kıyafet, düğmelerden göz yaptı. Bir iki derken çoğaldılar, evde Kokinolarla karşılaşıp selamlaşmaya başladık. Atkısını boynuna sarmışı, süslü kokoşu, kravatlısı, hepsi ayrı ayrı ve birarada çok şahane değil mi?