Yeni yıla 5 gün kala size bir sürprizimiz var. Aşağıdaki sorumuza yorum yazanlar arasından yapacağımız çekilişte 3 kişiye EKOLOJİ Cep Rehberi‘ni hediye edeceğiz. Sorumuz ise çok basit;
YENİ YILDA NASIL BİR SİTE VE BLOG GÖRMEK İSTERSİNİZ?
Web sitemizi ve blogumuzu yenileme hazırlığı içindeyiz, bu yüzden görüşlerinizi, önerilerinizi merakla bekliyoruz ve hediyeleri göndermek için sabırsızlanıyoruz!

Çekilişimizi yaptık, 3 talihliyi bulduk.
Çago, Murat Erdör ve Yazarneyazmazneyazamaz adlı yorumcular: adres bilgileriniziinfos@sineksekiz.com‘a gonderin ki hemen kitapları yola çıkaralım.

Yorum yazan, fikir bildiren, destek olan herkese bin teşekkür : )
Yeni yılınız kutlu olsun!

Reklamlar

Max Lindegger’in eğitmenliğinde, geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen permakültür çalıştayının videolarını internetten izleyebilirsiniz. Ali Gökmen ve Onur Metin’in yaptığı kayıtlarda kompost yapımı, bitkiler, eş yükselti eğrileri gibi temel permakültür bilgileriyle ilgili anlatımlar var.
Tıklayın: http://vimeo.com/user1923540/videos

Bill Mollison ve Geoff Lawton’ın eğitmenliklerinde geçtiğimiz ay İstanbul’a gerçekleşen PDC (Permaculture Design Certificate) kursuyla da ilgili  Oya Ayman‘ın kaleme aldığı Bütün Sorunlar Bahçede Çözülür adlı harika yazıyı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Söyleşi

Aralık 21, 2010

Anchor Dergisi’nden Özge Togay’la Moda’da buluşup yaptıklarımız, sebeplerimiz ve tercihlerimiz hakkında konuşmuştuk…

Sineksekiz Yayınevi ve Ekoloji kitabından söz edebilir misiniz?

Sürdürülebilir yaşam ve ekoloji konularıyla ilgili literatürü yabancı kaynaklardan takip ediyorduk. Bu bize ilgili kavramların birbirleriyle bağlantısını kuran yayınların etraflıca ele alınmadığını, çok azının çevrilip yayınlandığını gösterdi. Bir yandan da Türkiye’de bu konu ile ilgilenen pek çok insan olduğunu biliyorduk. Bu düşüncelerle sürdürülebilir yaşam başlığı altında, literatürün temel kitaplarını çevirip yayınlamaya karar verdik ve Sineksekiz Yayınevini kurduk. Ve yemek kültüründen, mimariye birçok konuda insanlara ilham ve yön veren kitaplarla yayın listemizi oluşturduk. İlk kitabımız  “Ekoloji: Cep Rehberi”, ekoloji temelli düşünce biçimini açıklayan kavram ve bağlantıları anlatıyor. İkinci kitabımız ‘Permakültür’e Giriş’ ise sene sonuna kadar hazır olacak, diğer kitaplarımızın tamamını da 2011 haziran ayına kadar hazırlamayı hedefliyoruz.


Neden kırsalda yaşamayı tercih ettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Çünkü şehirde yaşarken bir noktada farkettik ki şehrin işinizi kolaylaştırıcı gibi görünen olanakları aslında tüm ihtiyaçlarınızı karşılamıyor, hatta bu olanaklar sizi kısıtlıyor, yeterli gelmiyor, boğuyor. Saksıya dikilmiş bir çınar ağaçacı düşünün, işte öyle bir his.. Ağaç gibi, kuş gibi biz de yaşayan varlıklarız ve bu yüzden temiz su, hava, toprak, bizim dışımızdaki canlılarla ilişki kurmak gibi temel ihtiyaçlarımız var. İçimizde bunları farkettiğimiz için yaşamı oluşturan kaynaklara yakın olabileceğimiz yerlere yöneldik.


Şehrin dışında yaşamak sizi nasıl etkiledi?

Şehir size her an her şeyi verme iddiasında ama neye ihtiyacınız olduğunu gördüğünüzde ona mahkum olmuyorsunuz. Şehrin dışına bir süre çıkmak ve ‘iyi’ dediğimiz şeylerin nasıl oluştuğunu görmek algıyı değiştiriyor. Mesela Bodrum’da yaşadığımız iki sene boyunca hiç paketlenmiş, hazır yoğurt yemedik. Evimizin yakınında ineğini otlatan ve bu inekten aldığı süt ile yoğurt yapan bir amca var ve bize yoğurt getiriyor. Bu sayede benim bu yoğurdun nasıl yapıldığına dair net bir bilgim var. Aslında gıdanın arkasında bir zincir var ama bu zinciri şehirde hiç görmüyorsunuz. Ya da örneğin çöpünüzü uzak bir yere attığınızda yağmurun onu nasıl geri getirebileceğini, koyduğunuz bir fare zehirinin sizin planladığınızın dışında kedi, kuş, yağmurla birlikte ne gibi zararlara yol açabileceğini, yaşamda herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görebildiğinizde hayatı algılama biçiminiz daha gerçek oluyor. Ama herkesin bunu görmesi için şehir dışında yaşaması da gerekmiyor, yoğun dünya nüfusu yüzünden insanların çoğu şehirde olmak durumunda. Ürün tercihlerini şehirler belirliyor. Müşteri olarak siz, kendinize iyi gelmeyen bir şeyi almamaya karar verirseniz, o ürün yokolur. Bu ekosistemde bile olmayan bir güç. Aldıkları ürünleri sorgulayarak, daha iyisini talep ederek sistemi dönüştürdüklerinde insanlar şehirde de sağlıklı yaşayabilirler.

Biraz da yaptığınız defterlerden söz edebilir misiniz?

Ben herkesin doğasının yatkın olduğu bir “hammadde”si olduğunu düşünüyorum. Benim hammaddem de kağıt; hayatım boyunca sürekli kağıtla ilgili işler yaptım ama bir noktada farkettim ki esas ilgilendiğim konu mimarlık ya da grafiğin dallanıp budaklandığı alanlar değil kağıda bir şey çizmek, katlamak, kesmekmiş. Tabii bu hemen olmadı, sonuçta yedi yıl eğitimini aldığınız mesleğinizi bir anda bırakamıyorsunuz. İki sene çok yoğun bir şekilde mimarlık yaptıktan sonra farkettim ki gün içinde işin özüyle ilgilendiğiniz süre çok az, daha çok günü idare etmek, ilişkileri yürütmeyle zamanınızı geçiriyorsunuz. Büyük bir hiyararşi ve ezici bir sistemi devam ettirmeye hevesli insanlar var. Bunları hissettiğimde bunun içinde olmamaya karar verdim ve oyundan çıkma hakkımı kullandım.
Kimsenin beni yönlendirmediği, işe koşmadığı, kendi başıma olduğum bir dönem elimin hep kağıda gittiğini farkettim, üzerine çizdim, katladım, form verdim. Aslında defter hep hayatımda vardı, öğrenciliğimde de yapardım ama bu önemsediğim, gururlandığım bir şey değildi. Ne zaman ki hayatta küçük şeylerin kıymetinin farkına vardım ve o zaman inandıklarımı yapmaya vakit ayırmaya başladım. Böyle böyle defterler ve diğer kağıt işleri ortaya çıkmaya başladı.


Çalışma sürecini anlatır mısınız?

Defterleri yaparken siparişi veren kişi sürece dahil olursa çok ilginç işler ortaya çıkıyor. Kimi sizden daha önce yapmadığınız bir şeyi talep ediyor, kimi ilginç bir şey istiyor, bu sayede daha önce düşünmediğiniz bir yolda ilerleyebiliyorsunuz. Ayrıca bildiğim teknikleri arkadaşlarıma öğreterek, üniversitelerde workshop’lar vererek kişileri sürece dahil ettiğimde de çok gelişiyorum.
Defterleri yapmak için tüm malzemelerin birarada olacağı atölye veya geniş bir alan gerekiyor. Kağıt çeşitlerinin hepsi perakende satılmadığı için toptancılardan stoklayabildiğimiz miktarda alışveriş yapıyoruz, bu da çeşitte ve fiyatta avantaj sağlıyor. İşin en zaman alan kısmını kağıdın son kullanılacak forma getirilmesi; yani kesilip katlanması, delinmesi ve formalara ayrılması oluşturuyor. Kesimlerde giyotini kullanıyorum, cilt için ise farklı el dikişi tekniklerini tercih ediyoruz. Genelde stoklu çalışmıyoruz ve çoğunlukla özel siparişler yapıyoruz. Mesela en son bir bey sevgilisine evlenme teklif etmek için bir defter istedi, onu hazırladık heyecanla.


Elsanatları ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bence kadınlar önemli şeyler üretebilme becerisine sahip hassas ve güçlü varlıklar fakat birçoğu ortaya çıkardıkları ürünler ya da uğraştıkları işler küçümsenir kaygısıyla yaptıklarının arkasında durmuyorlar. Ama gerçekte çok değerli işler gerçekleştirecek kapasiteye sahipler. O yüzden kendilerini ifade etmekten ve yaptıklarını sahiplenmekten çekinmemeliler.

İlk kitabımız, Ekoloji Cep Rehberi nihayet kitapçılarda yerini almaya başlıyor. İstiklal Caddesi’ndeki Robinson Crusoe ve İstikal Kitabevleri‘nde yarından itibaren, Mephisto’da ise Ocak ayından başlayarak kitabımızı bulabilirsiniz. Israrla sorun, incelemeden geçmeyin, fikirlerinizi iletmekten ise lütfen çekinmeyin.

Atölyeden Son Çıkanlar

Aralık 12, 2010

Hafta sonu birikmiş siparişlerin hazırlığıyla geçti. Ne zamandır taşınma işleri yüzünden şöyle kalkmadan saatlerce çalışamıyorduk, özlemişiz doğrusu. Keskin soğuk da başlayınca atölyeye iyice kapandık ve son 2 gün çok verimli geçti, dışarıda fırtınalar koparken biz masa başında kağıt kestik, sayfa kestik, forma katladık, defter diktik, etiket yaptık.
Siparişler farklı şehirlerdendi; İzmir’den Defne bir arkadaşı için üzerinde kendi yaptığı çizimin olacağı A5 boy bir defter rica etmişti..  Ankara’dan Aslı ebrulu defterlerden 5 tane istedi.. Balıkesir’den Nur Hanım’ın ürünlerine takacağı etiketlere ihtiyacı vardı.. İstanbul’dan Leyya Bags’in de keza aynı şekilde.. Hepsini tek tek hazırladık, özenle paketledik. Yarın yola çıkıp kapıları çalmaya başlayacaklar.
Güle güle kullanın : )

Diğer modeller ve sipariş için sineksekiz.pasaj.com adresine göz atabilirsiniz.

Permakültür kavramının babası Bill Mollison geçtiğimiz hafta Geoff  Lawton’la birlikte Marmariç Permakültür Enstitüsü‘nün davetlisi olarak PDC kursu vermek için İstanbul’daydı. Taşınma işleri yüzünden ancak son gününe yetişebildiğimiz kursun 120 katılımcı için ne kadar faydalı olduğunu, kursa katılan birçok arkadaşlarımızdan dinledik. Esin, Cana, Deniz, Özgen, Gizem.. herkes oradaydı. Son gün şarkılar söyleyerek, danslar, yemekler eşliğinde Bill dedeye ve Geoff’e paylaştıkları için teşekkür etti herkes.
Bir ara Mustafa’yla beraber Mollison’ın yanına gittik ve kendimizi tanıttık; “Introduction to Permaculture kitabınızın çevirisini yaptık, bitirdik, çok zordu ama artık yayınlanmaya hazır” dedik. Yukarıdaki fotoğrafta Ege ve Bill Mollison’ı işte bu esnada yanyana poz verirken görüyorsunuz. 2 sene boyunca çevirisiyle uğraştığı kitabın yazarıyla tanışmış olmaktan dolayı Ege mutlu ve gururlu.

Peki şu muhteşem habere ne demeli: Haziran ayında düzenlenen Max Lindegger ile Permakültür Çalıştayı’nın notlarından 83 sayfalık bir kitapçık oluşturuldu! Katılımcıların tuttuğu notları Ali Gökmen, İrem Çağıl, Özge Yalçıner Ercoşkun ve Selda Bozbıyık’tan oluşan gönüllü yayın kurulu okudu, gözden geçirdi ve yeniden düzenledi. Ortaya çıkan metin oldukça anlaşılır, içerdiği bilgiler  kıymetli, ayrıca okuması bedava, erişmesi kolay. Aşağıdaki linke tıklayarak kitapçığı sayfa sayfa okuyabilirsiniz.
http://www.scribd.com/doc/45031004/Permakultur-Calistayi-Notlari
Kitapçığın PDF’sine de permakultur-turkiye yahoo grubundaki belgeler kısmından erişebilirsiniz.

Odtü’deki Buluşma

Ekim 27, 2010

Yayınlanmış bir kitabı olan bir yayınevi olduğumuzdan beri yeni bir hale geçmiş durumdayız. Şimdi kuyruklarda bekleyip kitaba bandrol almak, hologramlı bandrolleri kitapların arkasına yapıştırmak, birtakım bakanlıklarda birtakım imzalar atmak gibi işlerimiz var. Bunlara hiçbir itirazımız yok ama sonbaharı atlayıp çoktan kış haline geçmiş, havası kömür kokan, gündüzüyle gecesi arasında 20 derece fark olduğu için baş döndürüp boğaz şişiren kuru şehrimizin asla değişmeyen sokaklarında başımız önde yürüyedurmak ve “ne olacak bu Ankara’nın hali” serzenişlerinden kendimizi alamamak bizi biraz zorluyor.
Neyse ki sanki daha dün akşam berabermişiz gibi hasbihâlimize kaldığımız yerden devam edebildiğimiz can dostlar var da, içimizi ısıtmakta zorluk çekmiyoruz. Ve yine neyse ki Bodrum’da öylece bırakıverdiğimiz evimizle, kedilerimizle, köpeğimizle ilgilenen can dostlar var da gözümüz arkada kalmıyor. Arkadaşlar olmasa ne yaparız ?
Ankara’ya gelmemizin sebeplerinden birisi de Salı günü ODTÜ’de bir tanıtım toplantısına davet edilmiş olmamızdı. Sinek Sekiz’in ar-ge departmanı sorumlusu olan Anıl ve Ekoloji kitabının titiz düzeltmenlerinden biri olan Damla  büyük bir incelik göstererek, kitabın oluşum sürecini anlatacağımız bir etkinlik düzenlediler. Biz de kitaplarımızı, Sinek Sekiz flamamızı, zarflarımızı ve kitap ayraçlarımızı yüklenip büyük bir mutlulukla ODTÜ’nün yolunu tuttuk. Yemyeşil bir üniversite kampüsünde ve pırıl pırıl üniversitelilerin arasında olmanın getirdiği çakırkeyiflikten ayıldığımız anda kendimizi kalabalık olmayan ama bizi dinlemekten ve bize anlatmaktan çok mutlu olduğu gözlerinin içinden belli olan bir grupla muhabbetli bir söyleşi içinde bulduk. Yaptığımız işten sitayişle bahsedip bizi onurlandıran, eleştirilerini ve fikirlerini esirgemeyen bütün katılımcılara teşekkür ederiz.