Söyleşi

Aralık 21, 2010

Anchor Dergisi’nden Özge Togay’la Moda’da buluşup yaptıklarımız, sebeplerimiz ve tercihlerimiz hakkında konuşmuştuk…

Sineksekiz Yayınevi ve Ekoloji kitabından söz edebilir misiniz?

Sürdürülebilir yaşam ve ekoloji konularıyla ilgili literatürü yabancı kaynaklardan takip ediyorduk. Bu bize ilgili kavramların birbirleriyle bağlantısını kuran yayınların etraflıca ele alınmadığını, çok azının çevrilip yayınlandığını gösterdi. Bir yandan da Türkiye’de bu konu ile ilgilenen pek çok insan olduğunu biliyorduk. Bu düşüncelerle sürdürülebilir yaşam başlığı altında, literatürün temel kitaplarını çevirip yayınlamaya karar verdik ve Sineksekiz Yayınevini kurduk. Ve yemek kültüründen, mimariye birçok konuda insanlara ilham ve yön veren kitaplarla yayın listemizi oluşturduk. İlk kitabımız  “Ekoloji: Cep Rehberi”, ekoloji temelli düşünce biçimini açıklayan kavram ve bağlantıları anlatıyor. İkinci kitabımız ‘Permakültür’e Giriş’ ise sene sonuna kadar hazır olacak, diğer kitaplarımızın tamamını da 2011 haziran ayına kadar hazırlamayı hedefliyoruz.


Neden kırsalda yaşamayı tercih ettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Çünkü şehirde yaşarken bir noktada farkettik ki şehrin işinizi kolaylaştırıcı gibi görünen olanakları aslında tüm ihtiyaçlarınızı karşılamıyor, hatta bu olanaklar sizi kısıtlıyor, yeterli gelmiyor, boğuyor. Saksıya dikilmiş bir çınar ağaçacı düşünün, işte öyle bir his.. Ağaç gibi, kuş gibi biz de yaşayan varlıklarız ve bu yüzden temiz su, hava, toprak, bizim dışımızdaki canlılarla ilişki kurmak gibi temel ihtiyaçlarımız var. İçimizde bunları farkettiğimiz için yaşamı oluşturan kaynaklara yakın olabileceğimiz yerlere yöneldik.


Şehrin dışında yaşamak sizi nasıl etkiledi?

Şehir size her an her şeyi verme iddiasında ama neye ihtiyacınız olduğunu gördüğünüzde ona mahkum olmuyorsunuz. Şehrin dışına bir süre çıkmak ve ‘iyi’ dediğimiz şeylerin nasıl oluştuğunu görmek algıyı değiştiriyor. Mesela Bodrum’da yaşadığımız iki sene boyunca hiç paketlenmiş, hazır yoğurt yemedik. Evimizin yakınında ineğini otlatan ve bu inekten aldığı süt ile yoğurt yapan bir amca var ve bize yoğurt getiriyor. Bu sayede benim bu yoğurdun nasıl yapıldığına dair net bir bilgim var. Aslında gıdanın arkasında bir zincir var ama bu zinciri şehirde hiç görmüyorsunuz. Ya da örneğin çöpünüzü uzak bir yere attığınızda yağmurun onu nasıl geri getirebileceğini, koyduğunuz bir fare zehirinin sizin planladığınızın dışında kedi, kuş, yağmurla birlikte ne gibi zararlara yol açabileceğini, yaşamda herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görebildiğinizde hayatı algılama biçiminiz daha gerçek oluyor. Ama herkesin bunu görmesi için şehir dışında yaşaması da gerekmiyor, yoğun dünya nüfusu yüzünden insanların çoğu şehirde olmak durumunda. Ürün tercihlerini şehirler belirliyor. Müşteri olarak siz, kendinize iyi gelmeyen bir şeyi almamaya karar verirseniz, o ürün yokolur. Bu ekosistemde bile olmayan bir güç. Aldıkları ürünleri sorgulayarak, daha iyisini talep ederek sistemi dönüştürdüklerinde insanlar şehirde de sağlıklı yaşayabilirler.

Biraz da yaptığınız defterlerden söz edebilir misiniz?

Ben herkesin doğasının yatkın olduğu bir “hammadde”si olduğunu düşünüyorum. Benim hammaddem de kağıt; hayatım boyunca sürekli kağıtla ilgili işler yaptım ama bir noktada farkettim ki esas ilgilendiğim konu mimarlık ya da grafiğin dallanıp budaklandığı alanlar değil kağıda bir şey çizmek, katlamak, kesmekmiş. Tabii bu hemen olmadı, sonuçta yedi yıl eğitimini aldığınız mesleğinizi bir anda bırakamıyorsunuz. İki sene çok yoğun bir şekilde mimarlık yaptıktan sonra farkettim ki gün içinde işin özüyle ilgilendiğiniz süre çok az, daha çok günü idare etmek, ilişkileri yürütmeyle zamanınızı geçiriyorsunuz. Büyük bir hiyararşi ve ezici bir sistemi devam ettirmeye hevesli insanlar var. Bunları hissettiğimde bunun içinde olmamaya karar verdim ve oyundan çıkma hakkımı kullandım.
Kimsenin beni yönlendirmediği, işe koşmadığı, kendi başıma olduğum bir dönem elimin hep kağıda gittiğini farkettim, üzerine çizdim, katladım, form verdim. Aslında defter hep hayatımda vardı, öğrenciliğimde de yapardım ama bu önemsediğim, gururlandığım bir şey değildi. Ne zaman ki hayatta küçük şeylerin kıymetinin farkına vardım ve o zaman inandıklarımı yapmaya vakit ayırmaya başladım. Böyle böyle defterler ve diğer kağıt işleri ortaya çıkmaya başladı.


Çalışma sürecini anlatır mısınız?

Defterleri yaparken siparişi veren kişi sürece dahil olursa çok ilginç işler ortaya çıkıyor. Kimi sizden daha önce yapmadığınız bir şeyi talep ediyor, kimi ilginç bir şey istiyor, bu sayede daha önce düşünmediğiniz bir yolda ilerleyebiliyorsunuz. Ayrıca bildiğim teknikleri arkadaşlarıma öğreterek, üniversitelerde workshop’lar vererek kişileri sürece dahil ettiğimde de çok gelişiyorum.
Defterleri yapmak için tüm malzemelerin birarada olacağı atölye veya geniş bir alan gerekiyor. Kağıt çeşitlerinin hepsi perakende satılmadığı için toptancılardan stoklayabildiğimiz miktarda alışveriş yapıyoruz, bu da çeşitte ve fiyatta avantaj sağlıyor. İşin en zaman alan kısmını kağıdın son kullanılacak forma getirilmesi; yani kesilip katlanması, delinmesi ve formalara ayrılması oluşturuyor. Kesimlerde giyotini kullanıyorum, cilt için ise farklı el dikişi tekniklerini tercih ediyoruz. Genelde stoklu çalışmıyoruz ve çoğunlukla özel siparişler yapıyoruz. Mesela en son bir bey sevgilisine evlenme teklif etmek için bir defter istedi, onu hazırladık heyecanla.


Elsanatları ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bence kadınlar önemli şeyler üretebilme becerisine sahip hassas ve güçlü varlıklar fakat birçoğu ortaya çıkardıkları ürünler ya da uğraştıkları işler küçümsenir kaygısıyla yaptıklarının arkasında durmuyorlar. Ama gerçekte çok değerli işler gerçekleştirecek kapasiteye sahipler. O yüzden kendilerini ifade etmekten ve yaptıklarını sahiplenmekten çekinmemeliler.

Atölyeden Son Çıkanlar

Aralık 12, 2010

Hafta sonu birikmiş siparişlerin hazırlığıyla geçti. Ne zamandır taşınma işleri yüzünden şöyle kalkmadan saatlerce çalışamıyorduk, özlemişiz doğrusu. Keskin soğuk da başlayınca atölyeye iyice kapandık ve son 2 gün çok verimli geçti, dışarıda fırtınalar koparken biz masa başında kağıt kestik, sayfa kestik, forma katladık, defter diktik, etiket yaptık.
Siparişler farklı şehirlerdendi; İzmir’den Defne bir arkadaşı için üzerinde kendi yaptığı çizimin olacağı A5 boy bir defter rica etmişti..  Ankara’dan Aslı ebrulu defterlerden 5 tane istedi.. Balıkesir’den Nur Hanım’ın ürünlerine takacağı etiketlere ihtiyacı vardı.. İstanbul’dan Leyya Bags’in de keza aynı şekilde.. Hepsini tek tek hazırladık, özenle paketledik. Yarın yola çıkıp kapıları çalmaya başlayacaklar.
Güle güle kullanın : )

Diğer modeller ve sipariş için sineksekiz.pasaj.com adresine göz atabilirsiniz.

İlk kitabımız yakında basılıp görücüye çıkacak, gece gündüz demeden İstanbul’da iş halletmeye çalışıyoruz, ama koşturmaca içinde de olsak, yersiz yurtsuz, atölyesiz de olsak defter siparişlerine hayır diyemiyoruz. Sırf bu yüzden yanımızda ekstra bir bavul getirdik, içi malzemelerle dolu, gelecek muhtemel siparişler için.
Mesela bu yukarıdaki defteri yapmasak olmazdı. Utku bize geçen hafta ulaştı; kız arkadaşına evlenme teklif ederken içine hikayelerini yazacağı ve son sayfasına da yüzüğü yerleştireceği bir defter istedi. Arka kapağın iç kısmına keçeden küçük bir kese yaptık yüzüğü koyması için, ön kapağa kalp işledik, defteri yandan diktik. Kimsenin hayır diyemeyeceği kadar güzel oldu; Utku’nun kız arkadaşı pek şanslı doğrusu!
Bu defter ise Ezgi için. Sırttan mavi dikişli, tatlı bir ilüstrasyonla kaplı, sert kapaklı, 6 formalı.Kapakta kullandığımız kağıdı 2008’deki Frankfurt Kitap Fuarı’ndan bulmuştuk. Aslında kaliteli kağıda basılmış bir çocuk hikayesiydi, ziyaretçilere ücretsiz dağıtıyordu bir firma, bir de o zamandan defterlerde kullanırız diyip almıştık. Bugüne kısmetmiş.

Bu güzellik ise defterlerin yapımına kayıtsız kalan uykucu Kiki. Halbusi evin diğer kedisi Anya, masa altından hiç ayrılmayarak aşağı sarkan ipleri tutmaca işini kendine görev bilmişti.

İnsan hayattaki en eski, en yakın, en ciğer dostuna düğün davetiyesi yaparken yoğun duygular hissediyor. Hayatın önümüzde pırıl pırıl uzandığı zamanlardan bu yana incecik narin bir cam şişeye damıttır gibi biriktirdiğimiz o kıymetli anılar, bilgisayar başında bir davetiye hazırlarken canlanıveriyor…

Gün doğuşuyla yola çıkıyoruz. İstikamet İstanbul, sebebimiz kitaplar.. Baskıya artık hazırız. Bundan sonraki yazı ve fotoğraflarda dizgievi, matbaa ve kağıtçı göreceksiniz. Yakında da kitaplarımızın ta kendilerini! Heyecan dorukta..İstanbul’da kalışımız uzun süreceği için gitmeden Bodrum’daki son siparişlerimizi bitirelim dedik. Yukarıdaki fotoğraflar arkadaşımız Hope’un evinden, Pazar günkü misafirlikten. Şahane bir sessizlik ve yeşillik içinde oturduk ve Hope’un yakında ziyaret edeceği 3 torunu için kumaş kaplı deftlerler yaptık. Her bir kumaş parçasının Hope için özel bir önemi vardı, kimi 20 senedir sakladığı kimi artık hayatta olmayan eşinin en sevdiği gömleği… Bu sebepten olsa gerek, defterlerin hepsi çok güzel oldu…

Bu ise bir resim defteri, 7 yaşında bir çocuğun içini ilhamla doldurması için hazırlandı. Rengarenk, büyük ve dayanıklı.

Düğünde nikah şekeri yerine lavanta torbaları vermeye karar vermiştik. Pamuklu 4 renkte kumaş ve Bodrum pazarı aktarlarından lavanta alıp işe koyulduk. 300 adet lavanta kesesinin yapımına 3 muhteşem kişinin emeği geçti; Kerem Demircan, İlknur Demirtepe ve İrem Çağıl. İlknur metre metre kumaşı ölçülendirip kesti, çok özenli bir şekilde dikti. İrem yani ben, Sinek Sekiz’in kağıt işleri müdiresi olarak etiketleri hallettim. Etiketlerin kesimini yaptıktan sonra fırça ve kırmızı mürekkeple her birine tek tek kalp çizip irem &ege 31.07.2010 yazdım. Buraya kadarki işlerin bitmesi 2 gün sürdü. Sonra Kerem geldi, etiketlerin takılması için zeki çözümler üretti ve 300 tanesinin ipini hazırlayıp keselerin ağzını bağladı.

Bu ayın son günü dolunay olucak bir de düğün. Son 2 hafta kala koşturmacamız iyice arttı. Bir yandan düğün gecesiyle ilgili detaylar, bir yandan gelen siparişler, kağıt işleri…
Düğünden önce aldığımız son siparişlerden biri “bir tatlı kaşığı” içindi. Gözde’ye kartvizitler ve etiketler hazırladık özene bezene. Kutuladık, paketledik; yola çıktılar bile..
19 Temmuz-8 Ağustos arası atölyemizin kapısını aralık kalacak şekilde kapıyoruz; pasajımızı da tatilde moduna geçiriyoruz, ne oluyor nerede bunlar demeyin; evlenip geleceğiz :)
Düğünle ilgili bir takım tatlı detayları olabildiğince buradan paylaşalım istiyoruz ama yemeğinden, aydınlatmasına, sandalyesinden, dondurmasına; bütün organizasyonu biz yaptığımız için gün içinde pestilimiz çıkıyor. Blogda şu sıra az güncelleme görebilirsiniz; ama tabii sürprizlere de açık olmakta fayda var!