Yeni yıla 5 gün kala size bir sürprizimiz var. Aşağıdaki sorumuza yorum yazanlar arasından yapacağımız çekilişte 3 kişiye EKOLOJİ Cep Rehberi‘ni hediye edeceğiz. Sorumuz ise çok basit;
YENİ YILDA NASIL BİR SİTE VE BLOG GÖRMEK İSTERSİNİZ?
Web sitemizi ve blogumuzu yenileme hazırlığı içindeyiz, bu yüzden görüşlerinizi, önerilerinizi merakla bekliyoruz ve hediyeleri göndermek için sabırsızlanıyoruz!

Çekilişimizi yaptık, 3 talihliyi bulduk.
Çago, Murat Erdör ve Yazarneyazmazneyazamaz adlı yorumcular: adres bilgileriniziinfos@sineksekiz.com‘a gonderin ki hemen kitapları yola çıkaralım.

Yorum yazan, fikir bildiren, destek olan herkese bin teşekkür : )
Yeni yılınız kutlu olsun!

İlk kitabımız, Ekoloji Cep Rehberi nihayet kitapçılarda yerini almaya başlıyor. İstiklal Caddesi’ndeki Robinson Crusoe ve İstikal Kitabevleri‘nde yarından itibaren, Mephisto’da ise Ocak ayından başlayarak kitabımızı bulabilirsiniz. Israrla sorun, incelemeden geçmeyin, fikirlerinizi iletmekten ise lütfen çekinmeyin.

Muhteşem bir gündü! Şimdi bu günün akşamındayız. Olan biteni anlatmak ve fotoğrafları eklemek için son gücümüzü kullanıyoruz. Yorulsak da mutluluk veren hisler hala içimizde..
Önceki gece hazırlıklarla uğraştığımız için geç yattık, sabah ise erkenden kalktık. Eşyaları yüklenip eski Bomonti Bira Fabrikası’nın arkasındaki Şişli %100 Ekolojik Pazar’a doğru yola koyulduk. Vardığımızda saat 8 buçuktu, tezgahçılar çoktan yerlerini almış, alışverişler başlamıştı.  Hemen yerimizi bulduk, stand eşyalarını çıkardık, ahşap dikmeleri vidaladık, özene bezene hazırladığımız kumaş tabelamızı iki dikmeye bağlayıp astık. Sonraki 8 saat bir çırpıda geçti. Onca güzelliğin, ışıklı okuyucuların, iyi dileklerin yanında bir de ilginç misafirimiz vardı:
Bu minicik kurbağayı biblo sanmayın sakın. Kendisi Anamurlu bir seyyah! Pazara muz getiren bir tezgahçı arkadaşımız, muz dolu kutulardan birinde bulmuş kendini. Bir muzun üzerinde bize doğru getirildiğinde şaşırdık kaldık. Sonra kitapların üzerine atladı, oradan da dikmeye zıpladı ve saatlerce orada, yukarıda kaldı. Sonra da kalabalık bir anda rahatsız oldu, hareket etmeye karar verdi ve aşağı atladı ve standın altına girip bir anda ortadan kayboldu!
Çizgi filmlik işler hep böyle bizim mi başımıza geliyor acaba : )
Standımıza uğrayan herkese çOk teşekkür ederiz! Umarız kitapları severek okursunuz…

Bu davetiyenin tasarımını yaptığımızda sizinle paylaşmıştık. Bakın zamanında şöyle yazmışız:https://sineksekiz.wordpress.com/2010/09/06/isil-ve-denizin-dugun-davetiyesi/
İnsanın beraber büyüdüğü ve hiç kopmadığı çocukluk arkadaşı evlenmeye karar verip davetiyeye ihtiyacı olduğunda en güzeli olsun istiyor. Biz de özene bezene bir ilüstrasyon yaptık genç çiftimiz için. Davetiyenin ön kapağını ve içini aşağıdaki fotoğraflardan inceleyebilirsiniz.
Haftaya Cuma günü yola çıkıp, ne zamandır evimizden uzakta koşturduğumuz İstanbul’dan Ankara’ya bu düğünde beraber göbek atacağız. Sonra da Çanakkale üzerinden Bodrum’a döneceğiz. Evi, toprağı, yağmurda toprak kokusunu, yabani otları, ot toplayıp yemeyi, kapımızın önündeki yaprakları çalı süpürgesiyle süpürmeyi, dayının ineğinin yoğurdunu yemeyi, turistsiz Gümüşlük sahilinde yürümeyi, damdaki çiçekleri sulamayı, bakımını yapmayı, kedilerle öğle uykusuna dalmayı… ah, çok özlemişiz.

İlk kitabımız EKOLOJİ cep rehberi yarın ve sonraki gün ilk defa okurlarıyla buluşuyor, hem de %100 Ekolojik Pazar’larda. Cumartesi günü Şişli‘de Pazar günü ise Kartal‘da tezgah başında olacağız. Şişli pazarına gelmek için aşağıdaki haritadan faydalanabilirsiniz:

Kitapların kitapçılara dağıtımına resmen başlamış sayılmayız (halletmemiz gereken bir takim resmi işler var) ama yakın arkadaşlarımızdan gelen isteklere de cevap vermeyecek değiliz. Bı zarflardaki kitaplar Denizli’ye, İstanbul’a, Kocaeli’ne ve Milano’ya doğru yola çıkıyor bugün.

 

Dün baskıdaki işlerimizi görmek için matbaaya gittik. Trafikte geçirdiğimiz saatleri saymazsak şahane bir gündü. Topkapı’daki dev Matbaacılar Sitesi’nin 6. katına çıktık. Birkaç koridor dolanıp Sena Ofset’in matbaa kapısına gelince bir baktık bizim kitabın sayfalarıhemen önümüzde duruyor! Baskı bitmiş, tabakalar üstüste konmuş bile. Diğer işleri kontrol etmek üzere içeri girdik,Süreyya Bey’i bulduk. Kapak baskılarına baktık beraberce dikkatlice.

 

Kapak baskısının nasıl olacağını özellikle merak ediyorduk. Kapakta, baskı açısından biraz risk taşımasına ve çoğunlukla tercih edilen Amerikan Bristol tipi kartonlara göre daha pahalı olmasına rağmen ekolojik bir karton seçmiştik. Şöyle ki: bizim kartonun hammaddesini, tüketici artıkları oluşturuyor yani çöpe atılan kağıtlar toplanıp yeniden kullanılabilir bir kartona dönüştürülüyor. Bu sayede hem yeni ağaç kesilmemiş hem de artıklar değerlendirilmiş oluyor. Bu yüzden ekolojik bir tercih. Fakat işin bir de baskı kısmı var. Neyse ki kartonumuz baskıda da bizi yarı yolda bırakmadı. Renkler tok ve doğal.

Bu yukarıda gördükleriniz ise gofre kalıpları. Kapaktaki çizimin karton yüzeyde kabarık bir yüzey olarak hissedilmesini istedidiğimiz için bu kalıplar hazırlandı.


 
3’ten geriye saymaya başladık; Perşembe günü kitap dolu paketlerimizi alıyoruz. Sayfalar ve kapağın baskısı haricinde bir de birleştirme işi var. Kitabımızın uzun yıllar boyunca, açıla kapana, cepte çantada okunmasını istediğimiz için iplik dikişi tercih ettik. Sayfalar forma haline getirildikten sonra iplikle dikilmesi tutkallı birleştirme yöntemine göre daha uzun sürüyor. Perşembeye kadar beklememiz bu yüzden.

Ama son kertede bunca emek verdiğimiz bir işin, bütün detaylarıyla düzgün ve özenli bir şekilde sonuçlanıyor oluşuna çok seviniyoruz doğrusu.

İstanbul’da bir yerden bir yere giderken, alışık olmadığımız karmaşanın gürültüsünü, bizi içine çekerek unutturan kitaplar oldu hep yanımızda. Bunların en biriciği Orhan Pamuk’un yeni kitabı Manzaradan Parçalar; Hayat, Sokaklar, Edebiyat. Orhan Pamuk’u severiz, kış günü tarçınlı ılık süt gibi, okuması her zaman iyi gelir bizde. Yeni kitabının 216. sayfasında başlayan yazıyı ise bu 2 haftalık süreç içinde birçok kez döne döne okuduk, adı; Kitap Kapakları Üzerine. Şöyle yazmış Orhan Pamuk:
– Yazmakta olduğu kitabın kapağının hayallerini kurmayan romancı duygusal eğitimini tamamlamış, olgunlaşmış ama kendini yazar yapan saflığı da kaybetmiş demektir.

– Bütün büyük okuma tecrübeleri ve zevkleri, daha sonra hatıralarımızda o kitapların kapaklarıyla karışır.

– Kitapları kapaklarına bakarak alan okurlara ve bu okurlar için yazılmış kitapları küçümsemeyen eleştirmenlere daha çok ihtiyacımız var.

– Roman kapaklarında kahramanların yüzlerini ayrıntılı bir şekilde göstermek, okurun ve yazarın hayal gücüne yapılmış kabul edilemez bir saldırıdır.

– Okuduğumuz bir kitabın yıllar sonra karşılaştığımız kapağı, bize kitaptaki dünyayı ve hayatımızın geçmiş bir döneminde bir köşede otururken bu dünyaya girdiğimizi bize hemen hatırlatan bir ambleme dönüşür.

– Kitap kapakları kitaptaki dünya ile bizim yaşamakta olduğumuz sıradan dünya arasında bir geçiş işlevi görürler.

– Bir kitapçı dükkanını canlı, zengin ve çekici yapan şey, kitapların değil kapakların çeşitliliğidir.

-Kitap adları kafamızda tıpkı insan adları gibidir: Bir kitabı milyonlarca benzeri içinden ayırmaya yararlar. Kitap kapakları ise insan yüzlerine benzer: Ya yaşadığımız bir mutluluğu bize bütün gücüyle hatırlatır ya da hiç bilmediğimiz mutlu bir alemi vaat ederler. Bu yüzden kitap kapaklarına insan yüzlerine bakar gibi tutkuyla bakarız.

Ve çizmeye başladık diyeceğim ama aslında çoğul bir eylem değil bu. Blogda kullandığımız yüklemler, birçok işi birden fazla kişi beraberce yaptığımız için ‘biz’e göre çekimli. Ama çizim işi böyle değil; bir kişinin elindeki bir kalemle olup bitiyor. O yüzden doğru cümle şöyle: Ve EKOLOJİ’nin kapak ilüstrasyonu için çizmeye başladım; bir pazar günü, Cihangir’de, güneş alan bir evin aydınlık masasında. Camdan bir kalem ve mürekkeple. Günlerdir EKOLOJİ’nin düzeltisiyle yatıp kalktığım için zihnim halihazırda o dünyanın içindeydi. Ve şöyle bir şey hayal ettim:
İçiçe geçmiş bir organizma; yapraklı, dallı, tomurcuklu. Herşey bir kaynaktan fışkırmış, katmanlı bir topraktan mesela. Toprağın katmanlarının arasından suyla, minerallerle beraber kökler de sızmış, uzamış.
Böyle bir şey gibi mesela. Tabii bu gördüğünüz çizimler, ilk çizimin rafine edilmiş hali. Orijinal versiyon, eskiz defterinde, mürekkepli haliyle duruyor. O elde yaptığım çizimi tarayıp bilgisayara aktardım sonra vektöriyel bir programda üzerinden geçtim, çizgileri ve alanları belirledim.

En son renkler girdi devreye. Yeşilin açık ve koyu tonlarıyla çizime biraz boyut kattım. Ve sonra da alıp kapağa yerleştirdim. Sonuç aşağıda gördüğünüz gibi. (Bilgisayar ekranı renk konusunda güvenilir bir mecra olmayabiliyor, ekran kalibrasyonunuz doğru değilse. Renkler garip gözüküyorsa sebebi bu olabilir) Ha bir de, nasıl bulduğunuzu söylerseniz seviniriz, baskıya girmeden, biraz giderayak da olsa fikrinizi almak isteriz.