Bizim bahçemiz Nilüfer Turizm’le betonlaşmaya açılmıştı, yerimizden olmuştuk. Bu sefer Orya Enerji ve Ümran Boru başrolde, yer Karadeniz, Loç Vadisi. Ağaçları, dereleri, doğayı kendilerinin sanan şirketler o kadar çok ki. Ellerinden gelse insanları da makineleriyle kazıp atarlar, ama bunu yapamadıkları için satın almayı yeğliyorlar. Bazı insanlar, bazıları ama, çok azı yaşadıkları yere tavşanın deliğine, kuşun dalına olduğu gibi bağlı oldukları için bir takım plazalarda değil vadilerinde yaşıyorlar. Toprakla değil parayla yaşayan bir takım şirket sahibi insanlar ise kendilerinde bu insanları ve onların bağlı olduğu dereleri, vadileri yok etme hakkı görüyor.

13 gün olmuş, dün yanlarındaydık. Kabataş’tan Karaköy istikametine giderken, Karaköy’e varmadan sağda, uzun, sessiz, kıpırtısız beton yığını Orya Han’ın önünde  sarı yemenileri, pankartları, konuşan, direnen kadınlar var. Duymuyorsunuz belki görmüyorsunuz ama 13 gündür evlerini yok edecek olan şirketinin binasının önünde, sırtlarını binalara, yüzlerini insanlara dönmüş otutuyorlar.
Siz de destek olun, yanlarına gidin, bilgilenin, okuyun: http://locvadisidireniyor.wordpress.com/

Reklamlar

Söyleşi

Aralık 21, 2010

Anchor Dergisi’nden Özge Togay’la Moda’da buluşup yaptıklarımız, sebeplerimiz ve tercihlerimiz hakkında konuşmuştuk…

Sineksekiz Yayınevi ve Ekoloji kitabından söz edebilir misiniz?

Sürdürülebilir yaşam ve ekoloji konularıyla ilgili literatürü yabancı kaynaklardan takip ediyorduk. Bu bize ilgili kavramların birbirleriyle bağlantısını kuran yayınların etraflıca ele alınmadığını, çok azının çevrilip yayınlandığını gösterdi. Bir yandan da Türkiye’de bu konu ile ilgilenen pek çok insan olduğunu biliyorduk. Bu düşüncelerle sürdürülebilir yaşam başlığı altında, literatürün temel kitaplarını çevirip yayınlamaya karar verdik ve Sineksekiz Yayınevini kurduk. Ve yemek kültüründen, mimariye birçok konuda insanlara ilham ve yön veren kitaplarla yayın listemizi oluşturduk. İlk kitabımız  “Ekoloji: Cep Rehberi”, ekoloji temelli düşünce biçimini açıklayan kavram ve bağlantıları anlatıyor. İkinci kitabımız ‘Permakültür’e Giriş’ ise sene sonuna kadar hazır olacak, diğer kitaplarımızın tamamını da 2011 haziran ayına kadar hazırlamayı hedefliyoruz.


Neden kırsalda yaşamayı tercih ettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Çünkü şehirde yaşarken bir noktada farkettik ki şehrin işinizi kolaylaştırıcı gibi görünen olanakları aslında tüm ihtiyaçlarınızı karşılamıyor, hatta bu olanaklar sizi kısıtlıyor, yeterli gelmiyor, boğuyor. Saksıya dikilmiş bir çınar ağaçacı düşünün, işte öyle bir his.. Ağaç gibi, kuş gibi biz de yaşayan varlıklarız ve bu yüzden temiz su, hava, toprak, bizim dışımızdaki canlılarla ilişki kurmak gibi temel ihtiyaçlarımız var. İçimizde bunları farkettiğimiz için yaşamı oluşturan kaynaklara yakın olabileceğimiz yerlere yöneldik.


Şehrin dışında yaşamak sizi nasıl etkiledi?

Şehir size her an her şeyi verme iddiasında ama neye ihtiyacınız olduğunu gördüğünüzde ona mahkum olmuyorsunuz. Şehrin dışına bir süre çıkmak ve ‘iyi’ dediğimiz şeylerin nasıl oluştuğunu görmek algıyı değiştiriyor. Mesela Bodrum’da yaşadığımız iki sene boyunca hiç paketlenmiş, hazır yoğurt yemedik. Evimizin yakınında ineğini otlatan ve bu inekten aldığı süt ile yoğurt yapan bir amca var ve bize yoğurt getiriyor. Bu sayede benim bu yoğurdun nasıl yapıldığına dair net bir bilgim var. Aslında gıdanın arkasında bir zincir var ama bu zinciri şehirde hiç görmüyorsunuz. Ya da örneğin çöpünüzü uzak bir yere attığınızda yağmurun onu nasıl geri getirebileceğini, koyduğunuz bir fare zehirinin sizin planladığınızın dışında kedi, kuş, yağmurla birlikte ne gibi zararlara yol açabileceğini, yaşamda herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görebildiğinizde hayatı algılama biçiminiz daha gerçek oluyor. Ama herkesin bunu görmesi için şehir dışında yaşaması da gerekmiyor, yoğun dünya nüfusu yüzünden insanların çoğu şehirde olmak durumunda. Ürün tercihlerini şehirler belirliyor. Müşteri olarak siz, kendinize iyi gelmeyen bir şeyi almamaya karar verirseniz, o ürün yokolur. Bu ekosistemde bile olmayan bir güç. Aldıkları ürünleri sorgulayarak, daha iyisini talep ederek sistemi dönüştürdüklerinde insanlar şehirde de sağlıklı yaşayabilirler.

Biraz da yaptığınız defterlerden söz edebilir misiniz?

Ben herkesin doğasının yatkın olduğu bir “hammadde”si olduğunu düşünüyorum. Benim hammaddem de kağıt; hayatım boyunca sürekli kağıtla ilgili işler yaptım ama bir noktada farkettim ki esas ilgilendiğim konu mimarlık ya da grafiğin dallanıp budaklandığı alanlar değil kağıda bir şey çizmek, katlamak, kesmekmiş. Tabii bu hemen olmadı, sonuçta yedi yıl eğitimini aldığınız mesleğinizi bir anda bırakamıyorsunuz. İki sene çok yoğun bir şekilde mimarlık yaptıktan sonra farkettim ki gün içinde işin özüyle ilgilendiğiniz süre çok az, daha çok günü idare etmek, ilişkileri yürütmeyle zamanınızı geçiriyorsunuz. Büyük bir hiyararşi ve ezici bir sistemi devam ettirmeye hevesli insanlar var. Bunları hissettiğimde bunun içinde olmamaya karar verdim ve oyundan çıkma hakkımı kullandım.
Kimsenin beni yönlendirmediği, işe koşmadığı, kendi başıma olduğum bir dönem elimin hep kağıda gittiğini farkettim, üzerine çizdim, katladım, form verdim. Aslında defter hep hayatımda vardı, öğrenciliğimde de yapardım ama bu önemsediğim, gururlandığım bir şey değildi. Ne zaman ki hayatta küçük şeylerin kıymetinin farkına vardım ve o zaman inandıklarımı yapmaya vakit ayırmaya başladım. Böyle böyle defterler ve diğer kağıt işleri ortaya çıkmaya başladı.


Çalışma sürecini anlatır mısınız?

Defterleri yaparken siparişi veren kişi sürece dahil olursa çok ilginç işler ortaya çıkıyor. Kimi sizden daha önce yapmadığınız bir şeyi talep ediyor, kimi ilginç bir şey istiyor, bu sayede daha önce düşünmediğiniz bir yolda ilerleyebiliyorsunuz. Ayrıca bildiğim teknikleri arkadaşlarıma öğreterek, üniversitelerde workshop’lar vererek kişileri sürece dahil ettiğimde de çok gelişiyorum.
Defterleri yapmak için tüm malzemelerin birarada olacağı atölye veya geniş bir alan gerekiyor. Kağıt çeşitlerinin hepsi perakende satılmadığı için toptancılardan stoklayabildiğimiz miktarda alışveriş yapıyoruz, bu da çeşitte ve fiyatta avantaj sağlıyor. İşin en zaman alan kısmını kağıdın son kullanılacak forma getirilmesi; yani kesilip katlanması, delinmesi ve formalara ayrılması oluşturuyor. Kesimlerde giyotini kullanıyorum, cilt için ise farklı el dikişi tekniklerini tercih ediyoruz. Genelde stoklu çalışmıyoruz ve çoğunlukla özel siparişler yapıyoruz. Mesela en son bir bey sevgilisine evlenme teklif etmek için bir defter istedi, onu hazırladık heyecanla.


Elsanatları ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bence kadınlar önemli şeyler üretebilme becerisine sahip hassas ve güçlü varlıklar fakat birçoğu ortaya çıkardıkları ürünler ya da uğraştıkları işler küçümsenir kaygısıyla yaptıklarının arkasında durmuyorlar. Ama gerçekte çok değerli işler gerçekleştirecek kapasiteye sahipler. O yüzden kendilerini ifade etmekten ve yaptıklarını sahiplenmekten çekinmemeliler.

İlk kitabımız, Ekoloji Cep Rehberi nihayet kitapçılarda yerini almaya başlıyor. İstiklal Caddesi’ndeki Robinson Crusoe ve İstikal Kitabevleri‘nde yarından itibaren, Mephisto’da ise Ocak ayından başlayarak kitabımızı bulabilirsiniz. Israrla sorun, incelemeden geçmeyin, fikirlerinizi iletmekten ise lütfen çekinmeyin.

Bodrum’da toprağa ve tohuma hakkını vererek üretim yapan çiftçilerin ürünlerine ilk elden ulaşmaya, bildiğimiz üreticilerden un, zeytinyağı gibi temel gıdalarımızı kolaylıkla ve gönül rahatlığıyla almaya alışmıştık. İstanbul’a gelince bu konuda zorlanacağımızı düşünüyorduk ama öyle olmadı; siyez bulgurunu bile bulduk! Arkadaşımız (bir kere daha arkadaşlar sağolsun : ) Cem Birder’in kurduğu TOPRAKANA sitesi sayesinde, bulgurların hasını yani Kastamonu’nun siyez bulgurunu, hem de üreticisini görerek, organik üretimine destek olarak satın alabiliyoruz. Şehirdeki okuyucularımıza, yerel tohumu, küçük çiftçiyi, sağlıklı gıdayı destekleyen bu sanal-organik-küçük çiftçi pazarını samimiyetle tavsiye ederiz.  http://www.toprakana.com.tr/

Arkadaşlarımız Sihirlidir

Aralık 16, 2010

Bugün arkadaşlarımıza şükran günü..Onların hayatımıza kattığı şahanelikler olmasa keyfimiz olmaz, işimiz rast gitmezdi. İstanbul kışının sisi, pusu içindeyken bir küçük köşede mutlu ve huzurlu durabiliyorsak biraz da onlar sayesindedir.  O yüzden bugün renkleri seven, toprağı bilen, güneşten ve denizden beslenen Egeli arkadaşlarımızı yazalım istedik. 2 hafta oldu ama şimdiden hepsini burnumuzda tütüyor.
Çok değil 20 gün önce, Bodrum-Turgutreis pazarında, en sevdiğimiz amcamızın tezgahı işte böyleydi. Herşeyi nasıl da özenle yerleştirmiş, çiçeklerle süsleyip el yazısıyla da fiyatlarını yazmış görüyor musunuz? Herşey kendi üretimi olduğu için az ama nasıl da öz. İşte bu amcayı biz çok severdik. Pazara her gelişimizde karşılıklı selamımız eksik olmazdı.
Yukarıdaki fotoğraftaysa bir başka kıymetlimiz var. Gözlüklerin ardından o çocuk neşesiyle bakan gözler, ince zevkli, güzel kalpli, doğaya ruhunun her köşesinden bağlı olan arkadaşımız Hope’a ait.
Taşınmamızdan bir gün evvel Hope, 5 kıymetli hediyenin doldurduğu bir pakedi elimize tutuşturuvermişti. İçinden kendi hasadı olan bir kesekağıdı dolusu tatlı patates ve bir küçük çuval buğday; bahçesinden bir avuç dolusu limon otu, elleriyle ördüğü ve yeni evimiz için yaptığı, kaplumbağa kabuğu, nazar boncuğu, ip ve daldan oluşan bir nazarlık ve  2 güzel tütsü çıkmıştı. Nazarlığımızı taşınmamızın ilk günü asmıştık. Bugün de buğdayımızdan 3 bardak alıp yoğurtlu çorba yaptık. Nasıl  içimiz ısındı ve bir anlığına da olsa Hope’un evine, mutfağındaki masasına misafir olduk.
Gezin ile Aslı ise Gümüşlük’ün sahil perileridir; biri çamurun sırrını bilir, seramikler yapar en güzelinden. Diğerinin kalbinin adaletli köşesi çok geniştir, avukat hanım olarak adliyede dolaşır, dikkatli bakarsanız kanatlarını görebilirsiniz. İkisine de deniz kokusu çok yakışır… Lezzette Aslı’nın üstüne yoktur, karnımızı az doyurmamışızdır Aslı’nın yemekleriyle. Gezin evinin hastasıdır, akar der, kokar der ama bir türlü o güzel çayırdan, muhteşem ağaçlarından vazgemez. İkisi de ciğerimizin köşedir işte anladınız : )

Atölyeden Son Çıkanlar

Aralık 12, 2010

Hafta sonu birikmiş siparişlerin hazırlığıyla geçti. Ne zamandır taşınma işleri yüzünden şöyle kalkmadan saatlerce çalışamıyorduk, özlemişiz doğrusu. Keskin soğuk da başlayınca atölyeye iyice kapandık ve son 2 gün çok verimli geçti, dışarıda fırtınalar koparken biz masa başında kağıt kestik, sayfa kestik, forma katladık, defter diktik, etiket yaptık.
Siparişler farklı şehirlerdendi; İzmir’den Defne bir arkadaşı için üzerinde kendi yaptığı çizimin olacağı A5 boy bir defter rica etmişti..  Ankara’dan Aslı ebrulu defterlerden 5 tane istedi.. Balıkesir’den Nur Hanım’ın ürünlerine takacağı etiketlere ihtiyacı vardı.. İstanbul’dan Leyya Bags’in de keza aynı şekilde.. Hepsini tek tek hazırladık, özenle paketledik. Yarın yola çıkıp kapıları çalmaya başlayacaklar.
Güle güle kullanın : )

Diğer modeller ve sipariş için sineksekiz.pasaj.com adresine göz atabilirsiniz.

Permakültür kavramının babası Bill Mollison geçtiğimiz hafta Geoff  Lawton’la birlikte Marmariç Permakültür Enstitüsü‘nün davetlisi olarak PDC kursu vermek için İstanbul’daydı. Taşınma işleri yüzünden ancak son gününe yetişebildiğimiz kursun 120 katılımcı için ne kadar faydalı olduğunu, kursa katılan birçok arkadaşlarımızdan dinledik. Esin, Cana, Deniz, Özgen, Gizem.. herkes oradaydı. Son gün şarkılar söyleyerek, danslar, yemekler eşliğinde Bill dedeye ve Geoff’e paylaştıkları için teşekkür etti herkes.
Bir ara Mustafa’yla beraber Mollison’ın yanına gittik ve kendimizi tanıttık; “Introduction to Permaculture kitabınızın çevirisini yaptık, bitirdik, çok zordu ama artık yayınlanmaya hazır” dedik. Yukarıdaki fotoğrafta Ege ve Bill Mollison’ı işte bu esnada yanyana poz verirken görüyorsunuz. 2 sene boyunca çevirisiyle uğraştığı kitabın yazarıyla tanışmış olmaktan dolayı Ege mutlu ve gururlu.

Peki şu muhteşem habere ne demeli: Haziran ayında düzenlenen Max Lindegger ile Permakültür Çalıştayı’nın notlarından 83 sayfalık bir kitapçık oluşturuldu! Katılımcıların tuttuğu notları Ali Gökmen, İrem Çağıl, Özge Yalçıner Ercoşkun ve Selda Bozbıyık’tan oluşan gönüllü yayın kurulu okudu, gözden geçirdi ve yeniden düzenledi. Ortaya çıkan metin oldukça anlaşılır, içerdiği bilgiler  kıymetli, ayrıca okuması bedava, erişmesi kolay. Aşağıdaki linke tıklayarak kitapçığı sayfa sayfa okuyabilirsiniz.
http://www.scribd.com/doc/45031004/Permakultur-Calistayi-Notlari
Kitapçığın PDF’sine de permakultur-turkiye yahoo grubundaki belgeler kısmından erişebilirsiniz.